3. max scheler'de insan .................................... 3.1 - ideleştirme aktı (3)

3.2 - savı kanıtsama

3.3 - dört problem (4)

3.4 - menşe/menba/maden - ukde/ asl /esas

3.5 - varlık ve yokluk

3.6 - yarısı koparılan ilim (5)


   3.1 - İdeleştirme Aktı

          FelsefiAntropolojinin tespit ettiği gibi insanı hayvandan ayıran ve onu sınırlı çevre de değilde sınırsız dünyaya açan lisanı, eğer insandan önce mevcutsa ; lisanın öncesi nedir ? Mana ve gayenin atmasforinde yaşatan lügatı, insanın eseri değilse; lügatı neye dayandıracağız. İnsanın ilmine ve sanatına ve kültürüne varlık veren kelamın kayanığını nasıl açıklayacağız ? Semiotik olgudaki sentaktik doku ve semantik yapıyı hangi köke indireceğiz ?

Şimdi Max Scheler de bunu "ideleştirme aktı" ile izah ettiğini zannediyor. Ona göre bu akt, dinin "ruh" kavramına yakın olarak tavsif ettiği "geist"in aktlarından (şuur fiillerinden) biridir. Bu ideleştirme (aynileştirme / özdeşleş tirme) aktı; iki karşıt yönde gerçekleştirilir.

Birisi Bürhan-ı İnni denilen eserlerden müessire, neticelerden sebeblere olan istidlal şekli yada olaylardan olgulara örneklemden evrene gidiş tarzı olan tümevarımlı (istikra) akıl yürütmelerimiz.

Diğeri Bürhan-ı Lümmi denilen sebeblerden neticelere, müessirden esere istidlal şekli yada ilkelerden ayrıntılara ve olgulardan olaylara gidiş tarzı düşünce olan tümdengelimli (istintac) akıl yürütmelerimiz.

İstikra ve istintac tarzındaki istidlallarımizdeki mukayese ve muhakemelerde soyutlama ve kurgulama, kavramlaştıma ve tasarlama işlemlerinde kullandığımız temel mentalite bize yaratılıştan mevcut ve doğuştan verilen akıl ve irade, lojik ve intellektik aynı ve gayrı ayırma yetisi, mantıki ve akıli niddi ve zıddı farketme yeteneği özedeşlik ilkesine bağlanmaktadır. Muhakemede müşabih ve mübayini temyiz etme kabiliyeti; müşahede de mümasili ve muhalifi tefrik etme istidadımız yani kabli ayniyet mebdei, bu a priori geist aktına dayandırılmaktadır.

Özde-eş; yani sadece eşit değil tıpıtıp benzer olan anlamında özdeş olan "mahiyetlerin" yani şuur aynasında aynısı yansıyan "neliklerin" kendi içimizdeki soyutlama (tecrid etme) YETENEĞİMİZLE oluşturduğumuz öznel ve kimsel olan içkin genel düşünceler mi yoksa Eflatun ve Sokrat'dan beri ileri sürülen şuurdan bağımsız ideler ve idealler, düş ve düşünceler DÜNYASININ nesnel ve çevrel olan aşkın evrensel ögeler mi olduğu tartışmasını bir kenara bırakırsak:

ister nesnesel(eşyai) ve kimsel(eşhasi) ister olsun;

ister çevrel(afaki) ve ister(enfüsi) özeksel olsun;

ister nesnel(objectif) ister öznel(subjectif) olsun;

ister ideal(düş) ister real(dış) olsun;

ister deneysel(empirik) ister düşünsel(rasyonal) olsun;

ister maddesel(material) ister ruhsal(spiritüel) olsun; (zaten bu kavram kalabalığı karşısında, "ister istemez bırakacağız", ) bu önsel olarak doğuştan getirdiğimiz özdeşlik ilkesiyle edinilen tümel düşünceler, deneysel olmayan ama deneyleri mümkün kılan bu "Ayn"larla çektiğimiz bu kesin kavramlar ve bize hakikatlardaki mahiyetleri bildiren, şahsiyetlerdeki hüviyetleri tanıtan ideleştirme aktıyla kazandığınız zorunlu bilgiler duyu idraklerimizin sınırlarını

aştıklarını Scheler gibi bizde tespit ederiz.
 
 

Çünkü bu düşünce, kavram ve bilgilere dayanarak bilim ve teknolo jimiz dış dünyamızın düzenini kurarak ayarlığıyoruz (regülasyon); bu fen ve sanatla da bizim dışımızda olan evreni öğrenerek onunla intibakımızı (uyum/adaptasyon) sağlıyoruz. Şimdi bu nizam ve intibak ile insanın kainatla muvafakatını ve muvazenesini temin edip yaşamımızı sağlayan ve sürdüren;

aklın ve nutkun,

bilgi ve sözün,

kısaca dilin (beyanın ve lisanın),

irrasyonel (para-psik) ve irreal (metafizik)

yani akıl-üstü bir insan berisi ve gerçek-üstü bir evren ötesi

bir varlığı olmasaydı insan ile dışındaki evren arasındaki bu kontakt ve bağlantı nasıl kurulacak; bu ilişki ve münasebet ne şekilde gerçekleşecekti ?

Bu insan ve evren arasını bağlayan dilin altındaki bu gerçek bizi Güc ve Bilgi kavramlarını içeren ve kucaklayan Aşkın ve Kuşatan Varlığın tanınması konusuna götürür ve bu sadece mantıkî tasar değil meşietî karar da gerektir. Bu da bizi yöntembilimsel çözümlememizi aşar. Bunun için bu noktadan konumuza devam ederek Scheler'in özdeşlik ilkesinin analitik çözümlemesini sürdürelim:

Felsefe dilinde akıl yürütmelerimizin temelini teşkil eden bu çeşit doğuştan ve yaratılıştan gelen yalın ve saf görülere ve kavramlara, metafizik ve parapsik öz ve tözlere; önsel bilgiler "apriori" (deney-öncesi / kabli / doğuştan) bilgiler adı verilir.
 
 
 
 
 
 

İşte doğuda ve batıda birçok düşünüren de katıldığı gibi Max SCHELER'e göre de bu önsel ve öncül ilkeler olan mahiyet bilgilerinin birbirinden çok ayrı iki fonksiyonu (vazifesi/işlevi) vardır.

Birincisi bütün müspet ilimler, axiomlarını mebdelerini-ilkelerini bunlarla elde ederler.

İkincisi mutlak olana (sonsuza) açılan pencerelerdir. (İnsanın cosmostaki yeri sh.55)

İnsan bu aktı ile bütün fenleri, onun temeli olan matematiği kurar. Mesela sayı ancak bu aktla teşekkül edebilir. İnsan üçlüğü, üç şeyin sayısı olarak bu eşyalardan ayırırr. Sadece insan ilk defa ve tam olarak somut bir şey bilgisine sahiptir. Hatta en yüksek hayvanlarda bile bu kabiliyet görünmüyor. Eline yarı soyulmuş bir muz verilen maymun bundan korkarak kaçar. Halbuki tamamen soyulmuş bir muzu yer, hiç soyulmamışıda kendisi soyarak yer. Burada bu şey, hayvan için değişmiş, başka bir şey olmuştur. Kısaca hayvan mesafe alarak ve isimlendirerek çevreyi dünyaya çeviremez. Ama insan bunu yapar." (insanın cosmostaki yeri sh.47 sh.43)
 
 

İnsan da sayıl ve sözel dil simgelerinin içeriği olan nicel ve nitel düşünce öğelerinin oluşumu, boyutların ve soyutların zaman ve mekan görülerinin ve mana ve gaye kavramların bulunuşu, bu akt ile özellikle özdeşlik ilkesi ile gerçekleşmektedir. Mesela insan kuvve-i vahime ile ayn-ı vahide ile üç sayısına üç elmadan üç armuttan üç nesneden ayrı bir varlık, kendi başına bir şey gibi bakar. Hilmi Ziya Ülken Hocanın ifadesiyle Bu virtiüelleşme ve objeleştirme ile bilim yapar. Halbuki hayvan böyle bir şeyi yani “bilim”i yapamaz. Keza insan aktüelleşme ve subjeleşme ile de değerleri oluşturur. Basit duyum ve mübdedi duygular dışında hayvanda mantıki düşünce ve meşieti istek sahibi olmadığından içkin idrak ve aşkın irade ile dışa yönelen objeleşme ve içe yönelen subjeleşme nesneleri ve kendisini ayıracak ve böylece dünya kuracak yetenek ve olanakları yoktur. Demekki günlük dil gibi genel olarak felsefe dahi hayvandan farklılığını ve üstünlüğünü belirleyerek insanı hayvandan ayırmakta ve gözlenen varlıklar katmanın en üstüne oturtmaktadır.

Scheler'in de insanı varlıklar katmanında yukarıya yerleştirmesi ve ruhu (insanı); cansız, bitki ve hayvandan sonra yüksek özellik ve niteliklere sahip bir varlık olarak altındaki katları kullanmasına karşılık onlara ihtiyacının bulunması ve onlara dayanma zorunda kalmasına bakarak onun aynı zamanda yüksekliğine karşın güçsüz ve üstünlüğüne rağmen bağımlı olmasını tespit etmesi şüphesiz insanın evrendeki yerini belirleme babında nesnel ve evrensel bir tespittir.

Ancak insanı altındaki diğer varlıklardan üstün kılan geist (ruh) özüne vurgu yapılması hatta bu PSİK yanının soyut bilgi varlığı ve içkin ergi olayı olarak somut güç varlığı ve aşkın etki olayı olan FİZİK karşısına konulması yetmez. Güçlü fakat bilgisiz fizik ile bilgili fakat güçsüz psik arasındaki bağlantının kurulması da lazımdır. Bunun yapılmaması veya yapılamamamsı kuramın bazı önemli noktaları gözden kaçırdığını ortaya koymaktadır.

Bu noktada cismi ve şekl-i harici varlığı bulunan "meşhud" (fizik) olan ile zihni ve suret-i dahili mevcudiyeti olan "akli" (psik) olan arasında irtibatı sağlanması; müteal ve fevkalmuhit "gaybi" (metafizik) varlık ile mündemiç ve tahtelmuhat "iradi" (parapsik) varlık arasında tekabülün bulunmasına bağlıdır. Bu yapılmazsa soyut ve içkin bir varlık olan fiktif zihnin, somut ve aşkın varlıklar olan faktum cisimlere nasıl etki ettiği yani onların düzenini nasıl bildiği ve bu düzene dayanarak onlardan nasıl yararlandığı sorularını cevaplanamaz.

Bu soruya klasik ve kolay cevap; iki taraftan birini yok saymak suretiyle öbürüne yaslanmaktır. Ancak soruyu ve sorunu kalıcı olarak kökten çözmek ve zoru başarmak başkadır, geçici olarak sorunu yok sayarak sorudan ve sorundan kolayca kurtulmak başkadır. Bugün Russel gibi mantiki empiristlerin ikisini birden kabul ettikleri somut hakikat madde (uzam:boyut) ile somut hakikat mana (düşünce:etki)nın ikisi birden mevcuttur. Bu çift varoluşun imkanını, ikisinin birbirine Allah(C.C.) tarafından paralel kılınmasıyla izah etmişti Descartes. Ama bu paralelliğin nasılını yeterli dini verisi olmadığından açıklıyamamıştı. Kant dahi fenomenin ardındaki noumenin varlığını görmüş ama nasılını bilemeyeceğimizi söylemiş ve bizi bilinmezin karanlığında bırakmışt. Hegel ve onun diyalektiğin tersine çeviren Engels, çiftlerin diyalektik yapılanmasını ve ikilemin mantıki örgüsünü tasvir ve ircanın gölge aydınlığı ile ortaya koymasıda tamı ve kesini arayan entellektüel tasayı gideremedi.

Şimdi mülk ve melekutun birbirini dışlamaz bütünlüğünü bulmak yada şuhud ve gaybın birbiriyle çelişkisiz birliğini görmek istiyorsak Kurani bir ışık ve dini bir aydınlık olan ilm-i usulle bu yöntembilimsel araçla fenden dine sanattan hikmete bütün bilgi etkinliklerini dışlamadan, akıl (nefs+akıl) ve kalb (kalb+ruh) tüm letaif ve cihazlarımızı birleştirip, terübeden akla vicdandan kitaba bütün bilgi kaynaklarını tarayarak bütünleştirmek zorundayız. Bu proje, elbette ilim ve imanın kolkola birlikte yürümesini isteyen ideal bir plan ve dünyadaki kültür ve medeniyetleri bir sürecin halkaları gören bir proğramdır. Hatta bu tür bir evrensellik ve nesnellik idealden öte bir ütopya bile görülebilir. Ancak insanlığın tek din ve sayısız ideolojieye kodlandığını ve insanın zorunlu süreklilik ile özgür değişmeye bağlandığını kısaca hakka salik ve hakikata mütemessik bir sırat-ı müstakime çağrıldığını bilenler, elbette geniş bir hayal olmadığını muazzam fıtratın hüccetinin şehadeti ve muhteşem şeriatın bürhanını delaleti ile bilirler.

Bilgiçlik taslayarak "din, meta-fizikten korkanların sigorta kurumudur" diyen ve böylece fizik-ötesi yapmaya kalkan Scheler'in; insanın ideleştirmeyi ve objeleştirmeyi yani tecrid ve teşhisi nasıl yaptığını sadece tasvir etmesi değil, bu soyutlaştırmanın kökenine ve bu nesnelleştirmenin temeline inmek suretiyle tecrid ve teşhisi izah ederek, hatta tesmiyenin yani adlama ve simgelemenin temeline inerek, bu aktın kaynağını ve kökenini açıklaması lazımdır. Yoksa düşüncenin bulduğu soyut ilkeli doğruları ve yaşantının elde ettiği somut verili gerçekleri betimlemekle bunlardaki mana ve gaye açıklanmış ve insan düğümü çözülmüş olmaz.

Bu gözü göz, tözü töz ve sözü söz eden "ÖZDEŞLİK" ilkesi, Sheler'in isabetle yakaladığı fakat felsefi verimsizlikle yaralanamadığı ve felsefede deistlerin "ontolojik kanıt" dedikleri insanın "yetkinlik" ve “birlik” gibi kavramlarıyla anlatılan; özgünlük, özgürlük, özgülük, özgelik, özellik, öznellik gibi birey ve tekil nesnel ve kimsel olgulara yansıyan örneksiz bir” ve “benzersiz tek” Tanrı fikrinin "ÖZ"üdür. Bize emanet olarak verilen hayatın cevheri ruhla tevdi edilen bir sırdır.

Fennin temel gözü ve felsefenin vazgeçilmez tözü olan bu dini özün esrarı düşünce tarihinde yeterince vurgulanmış, anlatılmış ve açıklanmış değil. Tin ve canı, ten ve kanı veren Tanrı'nın bir emni olan Ben'in hem töz (ayn ve akıl) hem göz (basar ve nazar) hem köz (his ve vicdan) hem söz (ilm ve kelam) olarak öyle özü var ki her kuram ve dizge bunun bir tarafına yapışmış fakat bu özün özü açılmış ve görülmüş değil. En güzelini de koca Yunus söylemiş "BİR ben VAR bende, benden İÇERİ."

Gözümüzle ilişen bedenin ve gözlemlediğimiz beynin kimyasal ve elektiriksel yapsının FKB yöntemleriyle matematik incelenmesi sonucu elde edilecek bilgilerin, itibari kurallar ve izafi ölçüler halinde bağlantıların veriler ve ilişkilerin gözlemleri olarak kalmaya mahkum olması anlamı bildirmeyen ve amacı göstermeyen betimlemeler olmasındandır. Bu işlevsel bağlantıların ve nedensellik ilişkilerinin anlamını ve amacınının bilinmemesi durumunda belirlediğimiz olgunun tüm, tanımlaldığmız doğrununkesin, saptadığmız gerçeğin tam olmadığı ortadadır. Böylece konunun mantıkî çözümlemesinin ve tanımlanması dahi sonuca erişmede faydası olamayan ikilemlere düşmekten bizi kurtaramadığını ve bizi varsayılı ve görecel iki uctan birine yasladığını yanladığını gördük.

Eğer şimdiye kadar yaptığımı yetersiz bularak çözümlemeye devam ederek "özdeşlik" ilkesinin yüz kere yüz yönden tanımını yapsam ve rengarenk süslüyerek betimlesem; şayet kaynağı konusunda tek bir HARF olsun bir delilim ve doyurucu açıklamam yoksa "Veri + ilke = bilgi" yada "ad + kavram = söz" denklemiyle kurduğumuz bilgilere ve deyimlere "değer" katarak onları gereksinimleniren dilin bütün anlamları saçma (abes-absurd) olacak ve bu değerlere "önem" atfederek onları gereklendiren yaşamın bütünü boşa (batıl-false) çıkacaktır.

Eğer bu "değer"i BİR ile anlamlamdırmadan ve "önem"i VAR ile amaçlandırmadan yada doğrudan "kıymet" ve "ehemmiyet"i, afaroz ederek bilim-dışı sayıp çokluk ve yokluk üzerine anlamsız bir yaratılış ve amaçsız bir buyuruluş dünyası kurarak insanı açıklamak, tüketim olmadan üretimi anlatmak gibi abes, yönetim olmadan eğitimi açıklamak kadar saçmadır.

Eğer bu insanın "anlam" ve "amaç" dünyasına girmeden hala metafizik yapabildiğini düşünüyorsa, o zaman, sırf felsefe ve yalnız akılla meşgul olup fenni ve sanatı dili ve dini unutan; insanı akıldan, etkinliği ideleştirmeden, metafiziği mantıktan ibaret bir "köy" kurup, kurduğu bu dünyayı bu "köy" ibaret sanan Scheler'e bir çift sorumuz var:

Evrenin içine insanı, insanın içine geist'i, geist'in içine ideleştirme aktını (beni) kim koydu ? nereden ve nasıl geldi ? Özdeşlik ilkesin neyi anlatır, anlamı nedir ?

Bu işe bir fail bulursa ikinci sorumuz hemen hazır: ideleştirme aktı yani ayniyeti ne işe yarıyor ? Özdeşliğin sonucu nedir ? onunla yapılan ene=ben=ego hangi amaçla konuldu ?

Şimdi o bizi, resmi bilim ağzıyla, afaroz edilen "FAİL" ve "GAİ" sebebi fen ve felsefeye bulaştırmakla suçlayacak olursa bizde onu bilimin bütününü parçalamakla, ilmin sadece "İLLİ" ve "AYNİ" ilkelerden ibaret olmadığını söylemekle yetiniriz. , İLK ÖĞRETMENLERİ Saygıdeğer Aristo'larının kuramıyla, bilimi; KOZALİTE ( maddi [illiyet] sebeb ve şekli [ayniyet] sebeb) + FİNALİTE ( fail [faaliyet] sebeb ve gai [gayelilik] sebeb ) bileşiminde bütünleştirdiğini hatırlatırız.

Fail sebeb Tanrıya iman gerekliliği ve Peygambere itaat zorunluluğu getirdiğinden ve gai sebeb ahiret sorumluluğu ve ibadet yükününü gerektirdiğinden bu yükümlülüklerden kurtulmak için fail ve gai etkeni bilim gündeminden çıkaran resmi bilimin, fen ve felsefeyi bu dört sebebdeki nesnellik ve evrensellikten uzaklaştırdığı uyarısını yaparız.

Gerçekler ve doğrular resmi bilimin ve sözde felsefenin tekelinde değildir.

[maddi ve şekli sebebin ilmin ve fennin biricik ilkesi olduğu]

[tecrübe ve mantık dışında başka bilgi kaynağının bulunmadığı] ve

[bilgilerin ve gerçeklerin ancak fen ve felsefeyle elde edileceği]

yolundaki BU yarım FEN ve yanlı FELSEFE tezi sonuna kadar devam edemez.

İNSAN olan ve akıl taşıyan, evrenden DÜNYA VE AHİRETTE yararlanma HAKKI; kendini HAYATI VE ŞUURİYLE yorumlama HÜRRİYETİ olan herkes; yararlanmasını geliştirmek ve yorumunu yetkinleştirmek için, anlatımların hangisinin haklı ve hakikatlı olduğuna karar vermek SELAHİYETİNE sahiptir. Ancak bireyler bilgi kaynaklarını özgünce değerlendirip tüm bilgi aygıtlarını özgürce kullanarak TAAKKUL seviyesine geldiğinde vukuflu bilgi, liyakatli yaklaşım ve dirayetli kararlarla HİLAFETİNİN gereği olan bu yetki ve GÖREVİ daha isabetli kullanarak fen ve din adına yapılan tekeli kıracak; felsefe ve sanat ile yapılan bu baskıyı elbet bir gün kaldıracaktır ?

Çünkü geleceğin tek dine ve sayısız ideolojiye dayalı zengin dünyasında ve renkli ortamında akıl, kalb ile buluşacak, fen, din ile barışacak ve dünya, ukba ile bütünleşecektir. Bu Şeriat-ı Kuraniye ve Şerait-i Tekvineyenin ortaya koyduğu ibadet ve istiane bütünlüğüyle bilgi ve inanç ile güç ve değer dengelenecektir. Çünkü fıtrat ve yaratılışın vahdet davası, bu yüksek düzen ve uyuma yönelmekte ve hilafet ve buyuruluşun tevhid daveti, bu yüce dengeyi ve birliği oluşturmaktadır. Zaman bu cennete akmakta namaz ise bu yolculuğu kısaltmaktadır. (3)  
Ana Sayfa
3.2 - Savı Kanıtsama