(2) EVRİM KAVRAMI ÜZERİNE 

Paleontolojik verilere göre Kainatın ilk yaratıldığı andan (yaklaşık 18 milyar yıl önce), dünyanın yaratılışına (yaklaşık 5 milyar yıl evvel), oradan üçbuçuk milyar yıl önce başlayan dünyanın soğumasıve dağların yaratılışına, oradan canlı türlerinin birden ortaya çıkmaya başladığı yaklaşık 500 milyon yıl önceki zaman dilimlerinden (1.zaman) KAMBRİEN devrine, oradan yaklaşık 50 milyon yıl önce başlayan (3.zaman) TERSİYER devrine, nihayet iki milyon yıl önce başlayan 4. zaman olan KUVATERNER devrine (ki insan bügünkü mevcut fosillere göre yaklaşık üç milyon yıl önce yani tersiyer dönemin hemen sonu ile kuvarterner dönemin hemen başında tarih sahnesine çıktığı kabul edilmektedir) kadar bütün hadiseler pek bariz bir şekilde "her şeyin insan için" varedildiğini göstermektedir.

Bu sebeble ilim adamları, kainat tarihi ile insanın yaratılışı arasındaki bu uyumu "ANTROPİK KOZMOLOJİ PRENSİBİ" diyerek bir ilke olarak kabul etmişlerdir. Meşhur fizikçi H.DICKE ve arkadaşları tarafın dan ileri sürülen ve karadeliklerin kaşifi J.A.Wheeler tarafından geliştirilen bu kurama göre; kainatın ilk varediliş anından bu güne kadar bütün tekevvünler, "insan" meyvesini verecek şekilde sevk ve idare edilegelmiştir. (Evrim Anaforu ve Gerçek .sh.75)

Kainatın kozmolojik, jeolojik ve biolojik yaratılış safhalarının nizamını bilen bu fen adamlarının "insan ile kainat arasındaki uyum" hususundaki bu kanaati ile "yaratılış sırası" hakkında 1400 sene önce Yüce Yaratıcının Şerefli Elçisi Hazreti Peygamberimizin bize nakledilen şu beyanları arasındaki benzerlik bize gösterirki “yaratılış” hususunda akıl ile kalb arasında sözbirliği bulunduğu gibi yaratılışın ayrıntısı konusunda din ile fenin verilerinde parelellik vardır.

"Allah (C.C) toprağı (arzı=yeryüzü) CUMARTESİ günü yarattı;

ondaki dağları PAZAR günü yarattı;

ağaçları PAZARTESİ günü yarattı;

mekruhları (nahoş şeyleri=Deniz anaları, solucanlar gibi bir kısım hayvanları;bazı alimler mekruhları madenler olarak yorumlar) SALI günü yarattı; (bazı rivayetlerde "salı günü geçim vesileleri yaratıldı"

denilmektedir) nuru ÇARŞAMBA günü yarattı; (bazı rivayetlerde "nun" veya "hud" olarak ifade edilmektedir)  ve onda hayvanları (Memeliler ve kuşlar gibi dört ayaklı yüksek yapılı canlıları) PERŞEMBE günü yaydı.

Adem (aleyhisselam)ı (insan), CUMA günü ikindi vaktinden sonra , ikindi ile akşam (gece) arasındaki gündüz vaktinin en son saatinde en son 

mahluk olarak yarattı." (Kütüb-i Sitte 6.Cilt sh. 383 Prof.İbrahim CANAN.)
 
 

Önce şunu hemen belirtelim ki kaynağımızda; bazı alimlerin yukarıdaki yedi günlük rivayetin israili yani eski tahrif edilmiş nakillerden alınma bir haber olduğu kanaatini taşıdığı ve bu konuda Kur'an-ı Kerim'in A'raf Suresi Ayet 54. de göğün ve yerin altı günde yaratıldığını; Fussilet Suresinin 9-11 ayetlerinde arzın dört ve semanın iki günde yaratıldığını bildiren ayetlere muhalif bulunduğu belirtilmiştir.

Bunun gibi anlamı kesin olmayan ve içeriği net olarak şimdiki bilimimize göre tam belirlenmeyen "MÜTEŞABİH" âyet ve hadislerin benzetim ve anlatımlarının gerçekliğini ve anlamını hakkıyle bile bilmek için Al-i İmran suresinin yedinci ayetindeki temel yöntembilim ilkelerini ve anlambilim gerçeklerini nazara almak gerekmektedir. Bu temel yorumlama ilkesi:

"Sana bu Kitabı indiren O'dur. Ondan bir kısım âyetler muhkemdir (AÇIK= genel olarak hukuki ve insani konulardaki kesin ve kategorik ifadeler). Bunlar kitabın ummudur (TEMELİDİR). Diğer bir takım âyetler de müteşabih (KAPALI= genel olarak bilimsel ve kevni konularda gizemli simgeli ve benzetimli problematik ibareler). İşte Kalblerinde eğrilik bulunanlar, fitne aramak ve teviline gitmek için, Kur'anın müteşabih âyetlerinin peşine düşerler. Halbuki onun tevilini Allah'dan başka kimse bilmez. İlimde rasih (derinleşmiş ve kökleşmiş) olanlar ise "Biz ona inandık. Açık kapalı bütün âyetler Rabbımız tarafındandır." derler. Ama bunları ulu'l-el bab (aklın özünü yitirmemiş BİLGİ [idrak = tecrübe + mantık] ve İNANÇ [irade = vicdan + meşiet] sahibleri) zikreder(DÜŞÜNÜR)."

Bunun için hadislerle anlatılan bilimsel gerçeği tam olarak anlamak için ilke önce bu ayette belirtilen temel yöntembilim ilkelerinin uygulayarak düşünmek gerekmektedir. Eğer çözülezse daha yetkin bir fen ve din işbirliğinin gerçekleştireleceği istakbali beklemek gerekmektedir. Nitekim geçmişte içeriği bilinemeyen pek çok dini açıklamalar fenlerin geliştiği bugünlerde anlaşılmaktadır. İlmimiz geliştiği nisbette bu yedi günülük yaratılış hadisiyle işaret edilen bazı tarihi olguları tespit ediyoruz. 

Bu önkoşulları açıkladıktan sonra, kendi bilgi birikimimize göre, konumuz evrenbilim olmadığından ayrıntılı çözümlemeye girmeden, fenni ve dini veriler açısından , hadisce bildirilen (7) gün yani bir haftalık hilkat aşamasını; ayetle beyan olunan altı günlük (sitte-i eyyam) yaratılış sırası ile fenni beş milyar yıllık hayatın evrim (tedrici ve tekamülü) sürecini nazara alarak, hadiste bildirilen son günü cuma olan haftaya (3+1+3:7 formülüne nazaran) dört evreli olarak şöyle sıralayabiliriz:
 
GÜNLER DİNİ SIRA FENNİ SIRA (Yıl önceliği)
A:Birinci Evre 

1.Cumartesi

Arz Yaratılışı

Yerküre(5 Milyar)
2.Pazar Dağlar Arkeozoik(3,5 Milyar)
3.Pazartesi Ağaçlar (Bitkiler) Bakteriler-Algler

(3 Milyar)

B.İkinci Evre

4.Salı

Nahoş şeyler

Proterozoik(1 milyar)
5.Çarşamba nur-nun-hud (arz beşiğinin gizemli örtüsü)  
C:Üçüncü Evre

Perşembe

Hayvanlar

Kambrien(500 milyon)

D:Dördüncü Evre

7.Cuma


 
 
 
 

Adem (A.S.))


 
 
 
 

Tersiyer (50 milyon


 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

(GÜN)

MÜTEDAHİL ZAMAN ZARFLARI

(SAYILAR)
 
SIRALAR (kapsam) BÖLÜMLER (içlem)
   
1.Yevmi(24 saatlik dönem)

a. ilk çeyrek (sabah-ilkbahar)

2.Senevi (365 yevmî miad) b. yarım (öğle -yaz)
3.Asri (100 senelik safha) c. son çeyrek (akşam-sonbahar)
4.Dehri (karn, devr v.s.) d. tam (gece - kış)

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Burada ortaya konulan şemaların incelenmesi:
 
 
1) Hüveynat (mikroskopik canlılar) ve tüveyrat (böcekler) şeklindeki gözle görünmeyen mikro yapılı canlılar ile hayati çevrenin makro yapılı canlıları olan hayvanat ve tuyurat arasındaki sırlı bağlantı düşündürmektedrir.

2) Mütehassısların yapacağı bir çalışma salı günü yaratalın mekruhların açıklanması çarşamba gününün "nurun yaratılması ve onda perşembe günühayvanların yayılması" bilinmezini ortaya çıkaracak ve gerçeğe dahayakın bir hayat nazariyesi ortaya koyacaktır.

3) Burada çizelgede bitki ve hayvan hayatının vazgeçilmez alt yapısı olan "mikroskobik" hayvanlar (birhücreliler) ve hayvanlar aleminin en geniş sınıfı olan "insectaik" (böcekler) hayatın, bu pek bol minik birimlerinin ve pek zengin çeşitliliğinin hayati gizemli gerçek

lerini ve önemini ortaya çıkabilir

4) Arzın dört günde yaratılması yani dört aşamada varedilmesi, genel evren ve ilim yasalarına muvafık zaman zarflarının sayısına, sırasına ve bölümlerine uygunluğu ortaya koyar ve olayın kozmik bir düzen ve kronik bir düzenekle ölçü ve süre içinde tedricî ve tekamülî(dereceli ve safhalı= sıralı ve yavaş yavaş oluşup gelişerek= süreçli)

cereyan ettiği düşünülebilir.
 
 

5) Cenabı Hakkın canlıların mahv ve isbat levhasında bireylerin doğumlarını eşeyli yada eşeysiz çoğalmaya ve ölümlerini besin-düşman zincirine hikmetli kanunlarla bağladığını gözlemliyoruz. Keza türlerin doğumlarını da aniden ve topyan yaratışla "yazdığı" ve enerjinin korunumu gibi türlerin sabitliği yasasını "koyduğu" gibi türlerin ölümlerini yani tarih sahnesinden çekilişlerini de aşamalı ve parça parça yokedişle "sildiği" ve kainatın genel yasası olan tekamül ve terakki olgusunu geçerli "kıldığı" kanaatını taşıyoruz. Ancak bu konuda kesin hüküm verilirken fen adına ördüğümüz önyargılardan ve din hesabına gömüldüğümüz saplantılardan kurtulmak gerekmektedir.

6)Fenni bir açıklamada mutlaka dini kabülü karşısına almak yada dini bir yorumda illa fenni tespite düşman olmak gerekmez. Fenni veya dini gerçek ve doğru ne ise odur ve eninde sonunda gerçek bize değil biz doğru olan gerçeğe teslim oluruz. Onun için bu işi başından yaparak gerçeği ve doğruyu daha başından sevmek ve benimsemekalışkanlığını edinerek zaman kazanalım ve zarardan erken dönülmelidir.

 
 
 
 
 
Canlı varlığının araştırılması ; her halde tarihten ve topraktan başlıyarak mikroorganizma yani uzviyet-i suğra ve âlem-i süfli olan bir hücreli canlının yapı ve işlevlerinin incelenmesi ile sürer. Sonra yüksek yapılı bitki ve hayvanların yaşam ve türleri nin eşzamanlı ve ardzamanlı yöntembilimsel yorumlaması ve belgesel kanıtlanmasına geçilir. Elbette bu arada olan böceklerin bu küçük kuşçukların küçük hayvancıkların incelenmesi gözden kaçırılmaz.

İşte bu çok hücreli büyük yapılı canlılar ile bir hücreli göze görünmez canlılar arasında yer olan küçücük kuşçuklar ve hayvancıkların yaşamı çok acaib ve özelliği pek şaşırtıcı olsa gerek. Türü pek zengin bireyi çok bol "ruhaniyat binekleri" olan bu antika aygıt ve makinaların ilginç gözlemleyen ruhaniler ve gözetleyen ruhlar için oldukça ilginç mikroskoplar ve teleskoplar olduğu Nur-u Kuranda haber verilmiştir. Bu binlerce hurdebîn ve durbîn yaratıklar olan "petek"gözlü arz gözetleyiciler, dikkatle aratırıp incelenmelidir. Bu mikrobik ve mikroskopik yaratıkların oluşturduğu bu canlı ortam, Hadisin ifadesiyle, tam bir ekolojik ve biolojik bir sfer olarak litosfer, hidrosfer ve atmosfer içine "yayılmış" bir mahiyet arzeder ki insan hayatının bağlandığı hayvan hayatı bu hayat kırıntılarına ve "parçacıklar"ına dayanır.

Ademin (insanın) "beyaz" bilgi dünyasının, alemin atomlar(zerre) ve yıldızlar (kürre) arasında yani "kırmızı" güç dünyası olan mikro ve makro âlemler kalıp iki yanı özlediği gibi emr ve melekeküt sakini ruhaniyatında bir hücreli mikroskopik canlılar ile çokhücreli yüksek yapılı canlılar arasında kalan bu hayvancıklar ve kuşcuklar aracılığı

ile halk ve mülkte canlı varlıklardaki muazzam ve muhteşem sanatlı ve hikmetli görüntü ve gösterilerini seyir ve temaşa ederek nağmeler ve lem'alarla ses ve renklerle titreşim ve dalgalarla yapılan yaratılış işlevlerini buyuruluşun hamd ve tesbih görevlerini gerçekleştirmeleri ve gökteki meleklere emr ve melekutta bulunan hamd ve tesbih dünyasına bu canlılık ve dirilik dünyasına gerçek yaşamı vererek eşlik etmeleriçok uygundur.

Hakikaten "yeşil" edilginlik dünyasının bitkilerin o güzelim "yaprak" ve "çiçek"lerinin aroma (koku) ve nektar (tad)larının hoşluğunun çekimine; renk ve şekillerin dizayn ve harmonisinin cazibesine, "siyah" etkinlik dünyası hayvanların bu pek "aşık" "kelebek" ve "böcek"lerin çekiliminin ürünü akustik (ses) ve dans (devinim)larının ritmleriyle (salavat) karşılık vermelerinin ardında "nur"ani "hûd"aî "ruh"ların latif ziya fotonları ve ince gaz partiküllerin işlevlerini (tahiyyat), tesbih ve zikirlerin görevlerine (tayyibat) değiştirip dönüştürmeleri; evirip çevirmeleri, döndürüp geliştirmeleri ve "burasını" arzdan semalara yayılan sevgi ve saygılara ve yerden göklere uzanan övgü ve ödgülere bir merkez hale getirmeleri akla pek uzak olmayan bir pek renkli bir "evrim" modeli olabilir.

Ubudiyetteki kulluk ve tapmağı, aşağı ve olumsuz gören; ibadeti satmak ve sapmak bilen bu asrın düşüncesine bu anlam ve amaç şaşırtıcı gelsede böceklerin "nur" ve ışık-pırıltı dünyasını, "nun" ve söz-ses aleminin aydınlatıcı ve yol gösterici hüdaî melekuta yakın dünyası, gizlenemeyecek kadar parlak ve fakat tutulmayacak kadar ince bir perdedir. Fakat hiç kimse hiç bir kimse, gözler ve güzellikler arasındaki ilgi ile içler ve dışlar arasındaki bağlantıdaki "nazır" ve "dellal"lık gerçeğinin bu görücü ve gösterici ilişkisinin tümel yasası ve evrensel olgusunu örtemeyecektir.

Bunlardan kanatlı kuşcuklardan arı(nahl) ve sivrisinek (bauda) ile kanatsız hayvancıklardan örümcek(ankebut) ve dabbetü'l-arzın (debelenenlerin yani edilgin olarak cansızlar tarafından taşınan böcekler ve mikroorganizmaların ki siz bir avup topraklık bir saksıyı bir yerden başka bir yere götür düğünüzde canlı bir "dünya" başka bir yere taşımaktasınız) Kur'an-ı Azimüşşanda zikredilmesine ve hatta örnek ve kanıt verilerek araştırılmasının önerilmesine bakarsak bu canlıların hayat kuramı mıza önemli hipotezler vereceği anlaşılmaktadır.
 
 
Bioloji'nin, böcekler özellikle arılar ve karıncalar gibi "sosyal" hayatlı sivrisinek ve örümcek gibi "bireysel" yaşamlı kuşcuklar ve hayvancıklar üzerindeki araştırma ların da ilginç hayati gerçekler buluyorlar ve bulacaklardır ki ilhama mazhar bu hayvanların özellikle arıların ve karıncaların dilini "Süleyman" (A.S) gibi anlayacak ve hayvanları daha ulvi ve nurani istihdam ettirecek gelecek nesil, "insan" türünü diğer canlı türlerin altına düşürmeyecek başarı ve meyveleri ile "yaşam"ın misyonu ve mesajını yeni bir diriliş le gerçekleştireceklerdir. Yeterki sözde felsefe ve resmi bilim böceklerin, yüksek yapılı hayvanların başarılarını gölgede bırakan ve gerçek ten çevirip geliştirici "evrim"in özellikleri ve niteliklerini sahte evrim gölgesiyle gözardı etmesin.

Pirenin midesinden ipekböceğinin kozasına kadar bir dizi nurlu ve nurani hakikat çekirdeklerinin açılıp saçılarak ağaç haline gelmeleriyle insanlık dünyasına şirin ve hoş meyvelerini vermesi; insanın doğaya daha insancıl, daha çevreci, daha meraklı, daha ulvi, daha saygılı bir dost ve kardeş olarak bakmasıyla mümkündür. Yoksa onu, bir kere bulan ve hiç görüp hor kullanan çıkarcı bir zihniyetle yıkmaya ve bozmaya kalksa, insan, taşı ve toprağı ile canlı sonsuz yaşama ve cennete layık olmadığını göstermiş olacaktır. Aynı zaman da kendindeki yüksek bir yaşama dönük gizemli ve görkemli bir hayatın tozunu, gözünü, tözünü, sözünü ve özünü yitirmiş olacaktır.

Her bir "bireyi" başlıbaşına bir dünya ve bir mustakil tür olan şu muazzam insan "tür"ü kendinden önceki türlerine bu gözle yaklaşmazsa işte o zaman, hayatın; şuur ile artışı, ilim ile büyümesi, fazilet ile olgunlaşması; iman ile gelişmesi ve beka ile yetkin leşmesi kısaca "evrim"i gözden kaçırılmış olacaktır. Aksi halde bilim tam ve kesin bir gerçeğe ve doğruya dayanan bir zeminden uzaklaşmış ve hukuk dahi salt ve yetkin bir anlam ve amaca yönelen yolculuktan sapmış olacaktır. Bu durumda gerçekleştirilen bu kültür ve medeniyet boşa yapılmış; yapılan evren bilimleri sonuçsuz ve kurgulanan evrenbilim de anlamsız ve amaçsız kalacaktır. Her şey, insan ve evren saçma olacaktır.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Bilim-Teknik Dergisinin Mayıs-1988 sayısında, World Resources.1986 Kaynağı ile canlı türleri şu şekilde tespit edilmiştir:
 
Biolojik Tür Gurupları Tanımlanmış Tahmin edilen
OMURGALILAR

(Kordalılar) . 1.Memeliler

2. Kuşlar

4.170

4.300

8.715 9.000

3. Sürüngenler 

5. Balıklar

3.500

5.115

23.000

6.000

. Toplam......................... 42.125 45.800
6.Diğertürler

(Süngerlersolucanlar,sölentereler,yumaşakca

lar,eklembacaklı,derisidikenliler)

1.300.000 4.400.000
HAYVANLAR

TOPLAM.....

1.342.125 4.445.000
7.Tohumlu Bitkiler 250.000 280.000
8.Diğer Bitkiler 150.000 200.000
BİTKİLER TOPLAM 400.000 480.000
CANLILAR TOPLAM 1.742.000 4.925.000

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Görüldüğü gibi yaklaşık 1.5 ile 5 milyon arası canlı türü bulunmaktadır. Ancak bu rakam içinde tropik ormanlarda 30 milyon türü olduğu sanılan (9.sınıf) BÖCEKLER (eklembacaklıların bir alt sınıfıdır) dahil edilmemiştir. Bazı araştırmacılara göre toplam tür sayısı (10.sınıf) MİKROORGANİZMALAR (çekirdeksiz prokaryot ve çekirdekli ökaryot birhücreli canlılar) ile birlikte 10 (milyon) dur. Demekki bu gün arz üzerinde yaklaşık 40 milyon tür canlı yaşamaktadır.

Demekki asli ve feri tadadi ve takribi olarak (4 yüzbin 4 milyon ve 4 onmilyon 4 milyar)

4444
 
 

Canlı türlerinin nicel durumu evren matematiğinin ilmi sabitesini bize yansıt maktadır. Çünkü "Dirac ve Jordan (Ünlü nükleer matematikçi ve fizikçi bilim adamları) bizim ölçü sistemlerimiz ile evrenin ölçü sistemlerini incelerken çok ilginç bir sayı niteliği keşfettiler. Önce bizim temel birimlerimizden biri olan santimetre (cm.), evren sayılarına ters düştüğü için birçok fizik sabitler kesirli çıkmaktadır. (Planck sabiti gibi). Halbuki evrende modern fizik açısından önemli tam sayılar ve perensler vardır. Örneğin evrenin çapı 10 üzeri 40 element uzunluktur. Yani 10 üzeri eksi 40 cm. l elementer uzunluktur. Birim zaman da (10 milyonda l saniye) evrenin yaşını verir. Bu süre 10 üzeri 40 birim zamandır. Elektron - proton arasındaki elektiriksel çekim, adi cazibeden 10 üzeri 40 kez fazladır. Dirac ve Jordan'ın bu üzeri kırklar teorisi uzar gider. Dirac evrendeki bu matematik ahenge öylesine inanmıştırki, Matris teorisinde exponansiel birimlerin bir fizik operatörü olduğuna inanır." (İnsan Bilinmezi Onk.Dr.Haluk NURBAKİ Sh.42) (Bu bize resmi bilimin bilgi verirken aynı zaman pek çok ilahi ve dini bilgileri de perdelediğinin göstergesi)

"Bugün bilimadamları halen yaşamakta olan canlı türlerinin, bu güne kadar yer yüzünde görülmüşlerin en fazla yüzde 1'i olduğu konusunda birleşmektedirler. Yani bugün yaşayan milyonlarca canlı türünün 99 misli tür, tarih içinde kaybolmuşlardır. (Bu dört milyar tür eder). Bu zengin fosil matryalini çok iyi değerlendiren evrimciler, nesli tükenmiş canlılardan birbirine benzer olanları seçerek bazı evrim çizelgeleri oluştururlar. İnsanın maymunla ortak bir atadan geldiğini gösteren soyağaçlarıda bu çeşit bir aldatma cadır....Nesli tükenmiş yaşlı maymun türleri, kafatası yapıları ve yaşlarına göre arka arkaya dizilerek evrime delil gösterilmeye çalışılmaktadır.

Evrimcilerin yaptıkları bu hilenin kavranması için söyle bir örnek verilebilir. Örnegin farklı devirlere ait kedi, vaşak, puma, pars, kaplan ve arslan fosilleri ele geçse ve bu fosillerin bılınduğu zamanda sadece arslan cinsi, hayatını sürdürüyor olsa, evrimciler bu fosilleri arka arkaya koyarak "işte arslanın evrimi" diye artaya çıkacaklardır. Arslanın küçük bir hayvandan yani kediden evrimleştiğini hiç tereddüd etmeden söyleyeceklerdi. Bu gün evrimcilerin yaptıkları tek şey, fosil boşluklarını nesli tükenmiş normal hayvan türleriyle yamamaya çalışmaktır."(Düşünen İnsanlar İçin. sh.206)

"Evrim gerçek olsaydı, yeryüzünde bu gün yaşayan milyonlarca tür canlının "evrimle oluşurken" (!), ardlarında bıraktıkları milyarlarca "araform"un fosil katmanlarında bulunması gerekirdi.Oysa fosiller göstermektedirki , 200-300 hatta 450 milyon yıldır hiç değişmeden yaşayan sayısız hayvan türleri bulunmaktadır. Arı 125 milyon yıldır bal yapmakta çekirge 40 milyon yıldır sıçramakta, hamamböceği ise 250 milyon yıldır dünya sakini bulunmaktadır." (a.g.e. sh.207)

Evrimciler insanın atası saydıkları Pekin canlısı denen maymun 1.5 milyon yıl önceye aitti. Halbuki 1972 antropoloğ Richard Leakey Kenya Rudolf gölü doğusunda günümüz insanına benzeyen 2.8 milyon yıllık kafatası bulmuştur. 1974 yılında arkeoloğ Donald Johanson Etiyopya'da bilim dünyasında Lucy denen yaşlı bir kadın iskeleti bügünki insanın aynısı idi ve 3.5 milyon yıl öncesinden kaldığı hesaplanmıştı. 1984 yılında ise Kenya'daki Viktoria gölü Ruzinga adasındaki bir mağrada zamanımızdan 18 milyon yıl öncesine ait zamanımız insanına tıpatıp benzeyen taşlaşmış insan bulundu. (Evrim Anaforu ve Gerçek.sh.484)

Bu veriler bize gösteriyorki besin-ortam-eş-düşman fonksiyon çemberleriyle düzenlenen ve içiçe daireler canlılar (ibda) aniden ve hiçten veya (inşa) aşamalı ve öğelerden yaratılış ve yapılışlarını ilmi olarak incelemek zamanı gelmiştir. Doğruyu ve gerçeği bulmak için bu araştırmayı din ve felsefe kavgası, din ve dinsizlik savaşı ile "evrim" ve "yaratılış" şablonu cenderesinden çıkarmak gerekmektedir.

Ancak bu çabadan önce kuram ile gerçekleri, yorum ile gözlemleri, kitabın ayetleri ile kişilerin açıklamalarını birbirinden ayırmak lazımdır. Bu metin ve manayı ayırabilen kuramsal ve kişisel tavır ve seviye ile birlikte fen ve din işbirliğine dayalı kurumsal ve sosyal işbirliği ve işbölümü her ilim gibi bioloji içinde gereklidir. Fakat bunun küresel ve evrensel olarak gerçekleşebilmesi İlahi nakil ile beşeri akıl ilişkisi konusunda yöntembilimsel bir ortak temel kurmak ve ilmi usul-üd-din ile methodologi arasındaki bağlantıyı bulmak zarureti vardır. Kısaca soru ve sorunlarımızı çözecek bilgileri edinirken temel sorun bilginin yapı ve işlevlerini koşul ve ögelerini tür ve ilişkilerini ele alan yöntembilimi ilerletmemiz lazımdır.

Yapılan açıklamalara dini diye yaratılışa karşı çıkmak yada felsefi diye evrimi toptan reddetmek ne fenni ne de dini bir tavırdır. Allah(C.C) kudretinin tecellisi ve Samediyeti nin tezahürü ile nasılki evreni hiçden ibda ile aniden yaratmış ve "büyük patlama" (Azim İnfilak-Big bang) kuramıyla bu yaratılış fennen açıklamaya çalışılıyor. Bunun gibi küçük bir evren olan canlılarda genel olarak "adem" babaları olan atalarından birden diriliş ve devrim patlamasıyla anasız-babasız yaratılmaları, bir kısmınında İsa A.S. gibi babasız veya havva anamız gibi anasız başka bir canlıdan evrimli ve aşamalı olarak yaratılabilir. Bu İlahi kudret noktasında çok kolay ve Rabbani irade noktasında pek hikmetlidir.

Burada esbab açısından evrinde kullanılan mutosyonlar (failsiz ve tesadüfü olan mutosyon yıkıcı fakat hikmetle ve iradeyle sevk edilen mutasyon belki faydalı olabilir) 

Yaratan' ın emriyle vuku bulduktan ve selectik seçim ve elemeler Yapıcı'nın denetimiyle olduktan sonra türlerin doğum ve ölümleri konusunda yaratılış ve evrim çatışmasına gerek kalmayacaktır. Bu nazarla yapılan tespitler fen adamları tarafından ilmi kanıtlar ile belgelendikten sonra kimsenin bir diyeceği kalmaz. 

Yeter ki biz bilgi kaynaklarını sadece fenne yada sadece dine münhasır kılmayalım. Kafamızdaki din yada fen adına yaptığımız yada katıldığımız kurgu ve kuramı başkasına kabül ettirme tasası yerine doğruyu ve gerçeği edinme çabasına girelim.

Büyük bir canlı olan evrenin aniden ve hiçten kudretle ibda icad ile var edilmesi ve yaratılan öğelerle aşamalı olarak hikmetle inşa ile icad edilmesini fenlerimizle tespit ederken bu tecelliyi hususi ve cüzi olarak canlılar dünyasında görebiliriz. Ancak bunu yaparken hiç bir dini taassub ve önyargıya ve fenni kuşku ve saplantıya girmeden bu beşeri yanlış ve yanılgılarmızı giderek daha da azaltarak tespit etmek mümkündür.