(7) RESMİ BİLİMİN POLİTİK TEMELİ

Aristo metafiziği bilindiği gibi herhangi bir varlığı dört sebeble açıklar: Önce her şeyin maddi bir sebebi vardır yani onu meydana getiren maddi unsurlar bulunur. (MADDİ SEBEB) Sonra ikinci olarak bu unsurlar bir şekil meydana getirirler yani madde dolgusu bir biçimin içeriğini teşkil eder. (ŞEKLİ SEBEB) Sonra üçüncü olarak bu unsurları bu şekilde işleyen bir sani vardır. Bu usta maddi gereç ile şekli biçimi bir araya getiren bir faildir. Nesneyi işleyen etken öznedir. Sonucu oluşturan etkin öğedir. (FAİL SEBEB) Sonra dördüncü olarak her şey bir amaç için yapılır. Her failin bir eserde madde ve şekli bir araya getirmekte güttüğü gaye o yapının oluşturulmasına sebeb olmuştur. (GAİ SEBEB) İşte bu dört sebeb, cemadat, nebatat, hayvanat ve insan bütün varlık tabakalarında fizik maddeden metafizik faile kadar sistematize ve organize edilmek suretiyle Aristo tarafından Madde ve Şekli ile Tanrı ve Gayesi iki ayrı blok halinde iki ezeli varlık felsefesi yapılmıştır. Biz hem mantıkca çelişik dine aykırı bu felsefenin ontik ve metafizik sistemini kabul etmiyoruz. Zaten yöntembilim hiçbir sistematik KİMSEL dolgu ve imgeyi, ÖZEL içerik ve yapıyı, KİŞİSEL kurgu ve tasarımı değişmez gerçek ve kesin doğru olarak kabul etmez. Çünkü bunlar yöntembilimin BİREYSEL kullanımıyla ortaya çıkan ürünlerdir. 

Ancak bu değerlendirme bireysel bilgilerin küçümsenmesi anlamana gelmez. Çünkü bu kimsel, özel, kişisel ve bireysel ürünlerden bazıları nesnel ve apacık fakat müşahhas cüzi yani sınırlı bilgilerin üstünde muhit varlığa açılan iman ve keşf bilgileridir yada genel ve zorunlu fakat mücerret kavramların ötesinde vacib varlıktan yada gaybi alemden gelen bilgilerdir. Vahy ve ilham gibi. İMAN VE VAHY gibi yöntembilim kökeninden çıkan yada yöntembilimden ötesinden gelen bu bilgiler, her ne apacık ve zorunlu evrensel ve ortak bilgiler gibi genel bilgiler değilsede tümele yönelik ve kuşatana ilişkin yüksek ve yüce bilgilerdir. Yöntembilim bunları MENKULAT olarak bilgi kaynağı olarak kabul eder. Zaten yöntembilimi hem diyalektik mantıktan hem klasik bilimsel düşünceden farklı kılan; hem skolastik hem hümanistik anlayıştan ayıran din ile fenni birarada tutan ikiyönü, kalb ile aklı birleştiren toplayıcılığıdır. KUR’AN HİKMET’İNDEN doğan RİSALE-İ NUR bize bu dersi vermektedir
 
 

Aristonun metafizik nazariyesi bireysel bir sistem olarak tartışılabilir. Ancak bu dört sebebin mantıki ve lisani bir gerçeği ortak ve evrensel bir mahiyeti vardırki bu birbiriyle bağlantılı ve birbiriyle bütünleşen bu varlık yapısı ilmin temelini teşkil eden kategorik kesin ve değişmez ilkeleri oluştururlar. Herkes bu ilkeleri kullanarak gerçeğe ve doğruya daha yakın dizgeleri kurararak bunları önerme (tasavvur:ilim) ve onama (tasdik:Hüküm) hakkına sahiptir. Fakat hiç kimse bu tasavvurat ve tasdikatında bu ilkelerden bir kısmını çıkarma yada bölme yada değiştirme hakkına sahip olamaz. Hatta her filozof bilgi felsefesinde bu kategörilerin ayrı bir yorumunu ve farklı bir terkibini kurabilir. Ancak bu genel ve nesnel ortak ve evrensel olan bu doğruları yok sayamaz ve apacık ve zorunlu yalın ve saf gerçekleri görmemezlikten gelemez. Orta çağ skolastizmi, nedensellik ilkesini kaldırayı denedi, fakat ayakları yerden kesemedi , karşısına çıkan fen onu gündemden çıkardı. Geçen yüzyılın bilimsel düşüncesi, amaçlılık ilkesini silmeyi umdu, fakat göğü gönüllerden uzaklaştırmadı, dini düşünce yeniden gündeme geldi. Çünkü insandan akıl veya kalbden birini kaldırmak iki kolundan birini kesmek gibidir; dünyadan fenni veya dini silmek yer ve gökten biri yıkmak gibidir. 
 
 

Bilgi teorisinde MAHSUSAT yani dış beş duyunun verileri (Mekan hadsi /görüsü altındaki deri-dil-burun-kulak ve göz duyumları) yada KUVVELER yani iç beş duygunun verileri (Zaman hadsi/ görüsü altındaki hassasiyet-hafıza-hayal-vehim ve fehm) gibi MAKULELER (özdeşlik, nedensellik, amaçlılık, olasılık ve gereklilik gibi aklın temel kategorileri yada mantığın temel formları) felsefe tarihinde bir gelişimi ve tamamlayıcılığı ortaya koyacak biçimde çeşitli tarzda sistematize edilmiş yada metodik araçlara dönüştürülmüştür. Bunların en sonuncusu halinde Kant tarafından kristize edilerek ortaya konulmuştur. Ancak zaman ve mekanı mutlak gören Nevton fizigine dayanan Kant, süreyi için ve uzamı dışın bir hadsi olarak öznel kavramlar saymıştı. İzafiyet zaman ve uzayın mutlaklığını kaldırınca felsefede de nesnel varlıklar haline gelen saat ve metrenin yeniden yorumlanması gerekmişti. Bunun çözümü konumunuz dışında kalır.

Ancak burada bizi ilgilendiren Bu dört sebebden ilk ikisi yani özdeşlik ve nedensellik ilkesinin RESMİ BİLİMİN temeli olan pozitivist ve materyalist felsefe tarafından öne çıkarılıp madde ve kuvvet adına fen ve sanat için, bilim ve kuramı bu MADDİ SEBEB (Ayniyet:özdeşlik) ve ŞEKLİ SEBEB illiyet:nedensellik) cenderesi içine alınmasıdır. Böylece din ve sanatı unutmak yada dışlamak amacıyla metafiziği ve ahireti arkaplana atmak yada yoksaymak için FAİL SEBEBİ (faaliyet:Etkenlik) ve GAİ SEBEBİ (gaiyet:Amaçlılık) bilimdışı ve gayrımeşru gösterilmesi ile bundan olumsuz kişisel ve toplumsal sonuçların doğmasıdır.

İkiyüzyıldan beri AKİBET (sonuçluluk) yani Finalite (faaliyet-gaiyet) ilkesini afaroz eden, pozitivist-masonik Resmi Bilim; İLLET (nedensellik) yani Kozalite (illiyet-ayniyet) ilkesini tekeline alıp bilimi yarı ilim haline getirmektedir. Üstelik nedenselliği yücelterek dokunulmaz-değişmez kutsal yasa haline getirerek zihinlere yerleştirmiştir. Bu yetmezmiş gibi nedenselliği, tecrübe ve bilimin nesnel gerçekleri saydı. Çünkü, somut deneyimden ve tekil-tikel olgulardan çıkarılan nedenselliği, nedenselliğin önşartı ve karşıucu olan özdeşlik ile karaştırdı. Soyut ve tümel Özdeşlik ile birleşmiş nedensellik, tümevarımın genellemesine genellik ve tümellik kazandırdı, bir adım daha öteye gidilerek buna, teorik düşüncede olmasa bile pratik entellektüel yaklaşımda ve dine ikame edilen felsefi tutumda, evrensellik ve saltlık verildi. Böyle varsayımlar ve kuramlar bilim değişmezleri ve yasaları katılaştı, genelleşti, tümelleşti. Böylece nedensellik ilkesi akıl ve fennin tümel doğrusu yapılınca ve tümevarımın parçalılığı ve sınırlılığı unutulunca Felsefe dine kafa tutumaya başladı. Öbür taraftan sonuçluluğun, vicdan ve sanata ilişkin kimsel bilgileri ve sonuçluluğun kökeni olan etkenliğin irade ve dine özgü öznel değerleri doğurduğunu düşündü. Bireysel ve öznel bilgilerin özel, dini ve imani yönelimlerin bölgesel ve tarihsel olduğu kanısı doğurdu. Vahyi geçmişin bir kalıntısı ve imanı tarihin bir hatırası saydı. Tecrübe ve aklı öne alıp vicdanı ve iradeyi arda atarken yada bilim ve felsefeye önecelik tanıyıp din ve sanatı arka plana koyarken yaptığı bu ayırım ve değerlendirme ilmi saiklerle varolanı yansıtan bir bölümleme olmayıp doğrudan doğruya hayatı ve toplumu biçimleyen bir dünya görüşü ve yaşam tarzı halinde politik ve ideolojik tercihe dayanan yarı gerçeklik ve yarım doğruluk olduğunu unuttu. Yoksa gerçeklikte hem hem nesnellik hem öznellik birlikte yer aldığı gibi doğrulukta da hem tümellik hemde tekillik beraber yer alır. Bilgide veri ve ilke birlikte yer aldığı gibi düşüncede gözlem ve yorum her ikisi bulunur. Dilin ve kültürün oluşum ve gelişiminde hem bireysel hem toplumsal faktörler etkindirler. 
 
 

Ancak bu bütünlüğü görebilmek için üst bilgiye yani dini bilgiye ihtiyaç vardırki resmi bilim ve sözde felsefenin varlık sebebi bunlara karşı çıkmak olduğundan daha baştan bu yarım yanlılığa ve yarıaydınlığa mahkumdular. Üstelik kesin doğruyu görebilmek için bu yanlışlığı yaşamak ve tam gerçeği bulabilmek içinde bu yanılgıya düşmek zorundaydılar. Çünki insan tümü olan toplumlar uluslar ve uygarlıklar insan teki olan birey gibi deneme ve yanılmalarla araştırma ve geliştirmelerle değişme ve düzeltmelerle yükselmekte ve yetkinleşmektedir. Toplum ve medeniyetler de bir çocuk gibi gelişip olgunlaşmaktadır. 

Ancak hayat doğruya öğrettikten sonra yanlışta ısrar etmek etkin ve özgür bir kimseye yaraşmaz. Tecrübe gerçeği gösterdikten sonra önyargıda devam etmek içten ve dürüst bir kişiye yakışmaz. Bunun gibi tarih de eğer insanlığa orta çağada sadece dini bilimleri kazanmanın insanı taassuba düşürüp teknik gelişmeyi durdurup dünyasını berbat ettiğini sadece fenni bilgileri sağlamanın insanı şüpheye düşürüp mistik derinliği örterek ukbasını harab ettiğini öğretttikten sonra bunca düşünce deneyimine ve bilgi birikimine rağmen hala tekyanlılıkta ve karanlıkta ısrar etmekte doğruyu ve gerçeği arayan insana yakışmaz.

Eskidenberi dinden kaçan sözde felsefe, FKB den bir derece elini çekdiği halde insanbilimi LPS yi tekelinde tutmaya devam ettiğinden, "insani" zaaflarını insani bilimlerde de sürdürüyor ve bu yüzden argümanlarını felsefi içerikten kurtaramıyor.

Halbuki yapılan kuram ve yorumların subjektif anlamı olduğunu unutulur da objektif bir gerçeği ifade ettiğini söylenirse bilim dışına çıkılır. Oysa subjektif anlam-amaç özgür kimseler dünyası (ŞERİAT-HİLAFET) ile objektif veri-ilke zorunlu nesne dünyasını(ŞERAİT-FITRAT) birbirinden ayrıdır. 

Eğer bu şeriat Mutlak ve Muhit olan Vacib Varlığın şeriatı ise bütün nesne ve kimseleri kapsar. Bunun için belli zaman ve zemine ilişkin bilim ve hukuk düzeylerinin ve düzeylere ilişkin “nesnellik” ve “geçerlilik” anlayışının üstünde, “tümellik” ve “yasallık” kategörilerinin ötesinde, “ortaklık” ve “evrensellik” ölçütlerinin fevkinde olur. Eğerbu şeriat bir kimsenin veya bir gurubun şeriatı ise yine ortak ve evrensel olan bilim şeraitinden ve fıtrat kayıtlarından ayrı subjektif bir yorum, ideolojik bir yaklaşım ve beşeri bir din olur. Dolayısıyla LEKÜM DİNİKÜM VELİYEDİN sırrınca ve LA İKRAHE FİDDİN nurunca insanın onuru ve özgürlüğüne yakışmayan fenni ve dini taassub ve tahakkümden kaçınarak genelin parçalılığını ve özelin tümelliğini unutmadan toplumsal nesnelliğin ve bireysel öznelliğin farkına varmak gerekmektedir. 

Bunun için Aklın (mantığın) zorunlu alanı olan FEN ile kalbin (meşietin) özgür alanı olan DİN birbirinden farklıdır. Buna parelel olarak aklın ilke ve ölçü işleyerek kullanan BİLİM alanı ile kalbin kural ve buyruk eyleyerek kullanan HUKUK alanının yapısı birbirinden değişiktir. Bunun için ilki nesnel ilkeler ve olgusal yasalar ikincisi öznel prensipler ve kimsel yasalar ortaya koyarlar.
 
 

Şimdi tutarsız ve çelişkili bir tabiat tanımının yanlışında inad etmek zorunlu FKB alanı ile özgür PSL alanı arasındaki farkı unutup buyruğa uyan ZORUNLULUK ile buyruk koyan ÖZGÜRLÜK kavramlarını DOĞA kavramında özdeşleştirmek demektir bu da GÜNLÜK DİLİN VE BİLİMİN YAPTIĞI;
 
 

Kainat & Alem) ve ?nsan & Adem / Hayat & cisim ve Zihin & ?uur

Medeniyet & Umran ve Kültür & Hars / Bilim & Teknik ve Hukuk & Etik
 
 

Evrimler kümesi : Tabiat (Do?a); / Evreler kümesi : Tarih (Döne);

Nesneler kümesi : Halk (Yarat?l??); / Kimseler kümesi : Emr (Buyurulu?);

temel kavramlarının karşıtlığını ortadan kaldırarak tam bir kavram

kargaşasına düşürecek ilmi anarşizme girmektir...

Zerrelerimizdeki pozitif ve negatif yükler;

hücrelerimizdeki eril ve dişil özellikler;

lojiğimizdeki doğru ve yanlış uçları ve

matematiğimizdeki az (küçük) ve çok (büyük) değerler

kadar

hayatımıza yerleşmiş etkin ve edilgin yaşam özelliklerini

benliğimize oturmuş sağ ve sol tanınç özgülüklerini;

tefekkürümüzü biçimleyen enfüsi ve afaki yaklaşımın yönlerini;

inancımızı oluşturan harfi ve ismi tutumun yanlarını;

kuram (nazari-teorik) ve edim (ameli-pratik)den

soyutlayıp çıkaramayız.

Biz nasıl sol elimizi kesemezsek epistemik olarak sol düşünen aklı etkin nefsi de kesemeyiz. 

Keza sağ elimizi ortadan kaldıramazsak etik olarak sağ davranan ruhu edilgin kalbi de kaldıramayız. 

Ancak bu dış organlar sakat olurlarsa sol yerine sağı veya tersini kullanırız. Bu iç

yetilerimizin de böyle sagı veya solu sakatlanırsa aynı şekilde yapılmış; din içinde fen yada felsefe içinde din oluşturulmaya çalışılmış, bunun sebeble dinleşmiş içtimai beşeri yeni ideolojiler yada ideolojileşmiş siyasileşmiş semavi eski dinler ortaya çıkmış. Bu da eski dinlerin eskimez ve sürekli yeni özünü örtmüş ve yeni ideolojilerin köhne ve kokuşmuz tözünü gizlemiştir. Bunun için dinin kanadı altından çıkan fen ve felsefenin yani ilim ve hikmetin atasına ve efendisine haksız bir bir şekilde karşı çıkmak yerine ölçülü ve insaflı olup bağlı hale gelmedikçe bilim ve düşünce tarihinin bu tür yalpalamalardan ve aşırılık lardan kurtulması mümkün değildir.

İşte bunun için DİN VE FEN BARIŞI YAPILMAZSA felsefe içerikli yapılırsa semavi ve beşeri dinlerin savaş alanı olmaktan çıkamaz. İşte bunun için engisizyonlarda bilim adamları din adına yargılanmaktan kurtulamaz. İşte bunun için masabaşında fen ve bilim yapılarak din adamları din güneşinin ışığına perde olurlar. Ancak şu da unutulmamalıdırki sağ ve sol düşünce, enfüsi ve afaki tefekkür, dini ve felsefi yaklaşım yani bu hayati (eril-dişil) ve şuuri (sağ- sol) kastlı-fiiller; bir varlığın iki yüzü olup onun metafizik "varlık" ve "yokluk" yönü ile parapsik "iyilik" ve "kötülük" yönünün ontik ve etik bir SAVAŞI DA VARDIR. Fakat bu savaş, felsefe alanında olmamalı yani düşüncede ve bilgide değil inançta ve eylemde olmalıdır. Savaş da silahlı yada politik bir savaş değilde kültürel bir savaştır. Zaten felsefe her şey bilirim ve ben dinim iddiası ile yola çıkmaz. Eğer o ismiyle müsemma ise, bir fila-sofia ise, yani bir muhabbet-i marifet ise, bir bilgi-sevgisi ise ona bu muharebe ve mücadele de yakışmaz. Ama içindeki kini ve kendindeki çıkarı kökündeki kötülüğü ve özündeki yokluğu bilim ve felsefeye alet edenler kendilerine bahane ve yandaşlarına cazibe kılmak için bilimin iyiliklerini ve felsefenin güzelliklerine kokuşmuş düşüncelerine ve köhne tutumlarına basamak ve tutamak yapıyorlar. Bunların dinin yüceliklerini hırsına ve gururuna alet eden ve ahiretin sonsuzluğunu menfeatine ve gayzına vasıta eden bağnaz ve yobazlardan tam karşıt uçlarda yer alsalar dahi hiç bir farkı yoktur. 
 
 
İkiyüzyıldır fende ve dinde birliği ve bütünlüğü kaybeden yani fenni bırakan Müslümanlar doğanın ifadesi olan bilim dondurup ve toplumun ruhu olan hukuku durdurup değişimdeki gelişimi yakalayamadıklarından neticede kuvveti ve teknolojiyi kaybetmişler ve dünyayı küffara kaptırmış. Bunun sonucu olarak bilim ve felsefe yani öğrenme ve düşünme etkinliklerine küfür adına içerik kazandırılarak resmi bilim ve sözde felsefeler ile nesnel ve gerçek bilgi ve yansız ve doğru düşünce diye insanlığa sunularak imanlar eritilmiştir.

Diğer taraftan “tabiata buyruk koyan anlamı verilerek onun batıl ilah haline getirilmesi” fen ve felsefe adına yaplıdığından iş artık bireysel bilgisizlik yada kişisel özgürlük sınırından çıkarak doğrudan doğruya fenni sömüren politik bir yanlış ve felsefeyi kalkanlayan ideolojik bir yalan belki devleti kullanan sosyal bir yılan olmuştur.İş marifet ve muhabbet; bilim ve düşünce; sevgi ve iyilik; doğruluk ve gerçeklik kaygısından uzaklaşmıştır. Bu yılanında çatallı bir dili vardırki biri şikak diğeri nifak. Biri komünist ideoloji diğeri masonik ideolojidir. Bunların üstündeki bütün doğru ve gerçek bilgiler iyi ve güzel değerlerin hepsi insana ve insanlığına ait olup bunları bu yeni dinler sahip çıkamazlar. Bu yükseklik ve yücelikleri alet edenler, nlar insanın düşünce hayatından davranış biçimine özel hayatıntdan devlet kuruluşuna kadar her alana karışan ilahi dinlerin karşıtı beşeri dinler haline gelmişlerdir.

Aklı, edilginlik ve yokluk alemleri yönünde; kötülüğün ve sol düşünce emrinde kullanarak küfre hizmet eden tek taraflı ve parçalı sözde felsefeler ve batıl ideolojiler ve beşeri dinler, hakkı olmadığı halde, şimdi ilahi ve semavi dinlere hayat hakkı tanımaz bir durumdadırlar. Bunlar, İNSANINI ASLİ HAKKI OLAN EKMEK VE ÖZGÜRLÜĞÜ TEHLİKEYE ATARAK insanlara ya liberal yada sosyal demokrat olmaktan başka bir seçenek tanımadığından; İNSANLARIN SONSUZ MUTLULUK VE SÜREKLİ YETKİNLİKLERİNİ ENGELLEYEREK dünya eğemenliğini geçici de olsa ele geçirdiğinden; fenni ve dini, aklı ve kalbi, kuvvet ve hakkı BİRLEŞTİRMEK İÇİN, TEVHİD DAVASI devam edecek ve insanları istediği gibi ya yahudi ya hristiyan ya mecusi ya hindi ya sosyal demokrat ya liberal demokrat olabilmelerini sağlayacak İslami Eğemenlik kurulancaya kadar siyasi ve askeri savaş yer kürede devam edecek.