(10) ÇAĞDAŞ TOPLUMSAL ÖZÜMLEME

Çağdaş toplumsal özümleme, üzülerek belirtmek gerekirki, bireyin teninin ve beninin özündeki tenbellik ve benlik duygularını ve özlemlerini besleyerek onun tutum ve görüşleri ni çıkarcılık ve bencillik temelleri üzerine kurmaktadır.Çünkü:

Hem üretim-tüketime ilişkin yiyim (maişet) süreçlerin deki levazım ve ihtiyacatın açtığı mesailin müesseresi (etkileşimi) olan maslahat ve faideyi teknolji ve medeniyet çarkında işleyip yaldızlayıp süsleyerekX

MENFEAT ve kazanç ucu oluşturmuş;

hem de eğitim-yönetime ilişkin yönelim (istikamet) işlemlerindeki endişe ve suallerin doğurduğu merakın muhaberesi (iletişimi) olan iltizam ve taraftarlığı ideoloji ve kültür tezgahında dokuyup parlatarak 

MEZAHİB ve kurtuluş kutbu kurmuştur.

Bu günün dünyasına eğemen olan güçler, menfeat ve politika (iktisadi çıkar) ile mezheb ve ideoloji (siyasi çeker) den oluşan bu iki ucun meydana getirdiği kar ve makam mihverini döndürdüğü içtimai hayatı denetlerken yada servet ile satvet eksenin belirlediği dünya hayatını güdümlerken yada para ve oy milinin tayin ettiği beşeri ilişkileri yönetirken onu olumsuz yöne çevirerek işletmektedir.
 
 

Medeniyetin ulaştığı çağdaş araç ve gereçlerle, teknik aygıt ve donanımlarla ve bilimsel olanak ve yöntemlerle; biolojik ve sosyal zaruretten doğan, ticaretten ve siyasetten çıkan iktisadi menfeatin bozulması olan ÇIKARCILIĞI asli etken haline getirerek keza milliyet ve vatandan sevgisin, hak ve hakikat ilgisinin bir sonucu olan içtimai mezhebin bozulması olan BENCİLLİĞİ yegane amaç yapmışlardır. Çünkü:

Bu günün radyo-tw telsiz-telefon gibi kitle haberleşme imkanları ve uçak-gemi v.s. kitle ulaşım araçaları ile çekici hale getirilmiş belli bir yaşantı tarzının maişet biçimini ve istikamet yönünü vazgeçilmez içerik ve ögelerle tek gerçek ve biricik erek gibi gösterebilmektedir. Üstelik insan bilimleri ve toplum bilimleri verilerine dayalı olarak, kitlelerin tutum ve görüşlerini dilediği gibi teşekkül ve tasavvur ettirebilecek yöntem ve tekniklere erişmiş

bulunmaktadir.
 
 

Ekonomik çıkarın dayanılmazlığı ve politik çekerin karşı konulmazlığının menfi yönde kanalize edilmesinin makenizma sını analiz edersek şunları görürüz: Terbiye ve adaletin ihmal edilip biolojik ve psiko-sosyal ihtiyaçlarımızı karşılamanın ancak bir vasıtası olabilen ticaret ve siyaset suistimal edilerek gaye haline getirilmekle çıkarcılık saiki tutumların temel belirleyicisi yapılmıştır. Keza hak ve hakikat ilgisi ile millet ve memleketi sevgisinin bir tezahürü olan dini ve etnik farklılıkların her biri gerçek haline getirilerek başkalarınında kendilerini gibi düşünme ve yaşamalarını hedef yapan idelojik ve siyasi mezheblerin bencilliği onların tutum ve görüşlerinin ortak özelliği haline getirilmiştir.

İşte örütülü olan bu çıkarcılık ve bencillik ile insan ve insanın temel insani değerleri başta eşitlik ve özgürlük olmak üzere birer birer harcanmaya başlandı. Bu suretle mutluluk ve yetkinlik gibi yüksek insani değerlerin bu temeller üzerine yükselme olanağı ortadan kaldırıldı. Sonunda medeniyet ve kültür aracı olan bilim ve hukuk; bilim ve hukukun konusu olan bütün doğrular ve gerçekler; doğrular ve gerçekliklerin ifade ettiği bütün anlam ve amaçlar; anlam ve amaçların kalıbı olan hayat ve şuur; şuur ve hayat için vazgeçelimez olan insan hak ve hürriyetler; ennihayet enyüce hak ve en yüksek hürriyetin kaynağı bulunan dini ve vicdani mukaddesatlar; hepsi, birer birer menfeat ve mezheblerin birer arac ve aracı yapılarak çıkarların ve bencilliklerin kurbanı oldular.

Kurban edilen bu zaruri ihtiyaclarımız ve vazgeçilmez meraklarımızın para ve oy bağıyla örgüt ve devlet bağlantısıyla kasa ve koltuk uğuruna zulum ve istabdadda kullanılması ancak bireylerin kimlik ve kişiliklerinin kişilerin bozulması inanç ve erdemlerinin yıkılmaları ile mümkün olduğunu bilen ler kendilerine muzır ve mani olan bu yapıları mahva ve medya değiremeninde teker teker parçalamaya çalışmaktadırlar.

Esnafın kasasını birer suistimar (sömürme) aracısı yapan BANKA ve memurun masasını birer suistimal (kullanılma) aleti haline getiren PARTİ, bu hayat dinamiği olan menfeati ve bu şuur amili olan mezheb ile tekevvün eden BİLİM ve BASIN aygıtıyla duyarlı ve kompleks olarak hazırlanan eğitim ve yönetim makenizmasında bireyleri çıkarcı ve bencil ama aynı zamanda edilgen ve bağımlı ama aynı zamanda bilgisiz ve korkak ama aynı zamanda kolaylıkla yönlendirilebilen sürüler halinde güdülemek için gerciciliğin karanlık dünyası gösterdiği imanı ve yobazlığın baskı aracı zannettirdiği ahlaki un-ufak edip "üğütmekte" tedir. Oysa insanı yaratılı şın altına atan asıl gericilik, başka düşünceye imkan verme yen asıl yobazlık, gercilik ve yobazlıktan daha kötü olan yalancılığın rafinesi ve ikiyüzlülügün incesini uygulayan bu çağdaş sömürü dizgesi ve güncel kullanma düzeninden başkası olamaz.

İnsanları sömüren ve kullanan bu çağdaş toplumsal özümleme, sahip olduğu teknolojik uygarlık ve medeniyetin imkanları ve ideolojik kültür ve harsın istibdadlarıyla, özgün yaşantı savlarının aksine ve özgür davranış söylemleri nin tersine, kişilerin tavır (davranış biçimleri) ni edilgin leştirerek ve tarzları (yaşantı tipleri)ni passifleştirerek bireylerin kimlik ve kişiliklerini bağımsız ve özerk olarak

oluşturma imkanından yoksun kılmıştır.

Bilim tek yanlı yorumlama suretiyle ilim ve din hürri yetini hiçe sayıp kişiyi fikri ve vicdani baskılar altında tutmuştur. Bu yanlılık ve baskı ile İnsanla doğrular ve gerçekler arasında engeller ve örtüler konulduğundan ona doğrudan geçme ve kolaylıkla ulaşma olanağı yoktur. Örneğin bilimde pozitivizm ve materyalızmin eğemenliği hisseden yada gerçekliğini zanneden herkes bunun karşıt yada yandaş

tanığıdır.

Keza hukukta çifte standartlı demokratik uygulamalar ile insan haklarını ayaklar altına alarak bireyler, bilime erişecek araç ve gereçlerden temel mal ve hizmetlerden mahrum bırakılmıştır. Örneğin çoğu kimse geçim derdi ile memleket meselelerini yada ilim mevzularını konuşma ve tartışimkanından mahrumdur hatta bu yoksunluğa rağmen bu konuda bir ideal ve kanaat edinse bile mevzuat ona bu ideal ve kanaatı değil gerçekleştirme hakkı vermek onunu herkesle açıkca konuşma tartışma ve benimsetme imkanı bile vermemiştir.

Örneğin eğer siz kemalist değilseniz rahatlıkla vatan hainisinizdir. Şeriat ve Komünizmin faizelet ve meziyetlerinden bahsetseniz propogandasından hapsi boylarsınız. İşin daha ilginci sosyalistler komünisteler bu baskıyı yapanın şeriatcı faşistler olduğu kanaatında islamcılar ve şeriatcılar ise kendilerinin dinsiz solcular tarafından taciz edildiği kanaatini taşıyorlar. Ama her iki kesimin birlikte horlanması ve ezilmesinden görülüyorki işin aslı biraz daha karmaşık olup daha ayrıntılı analiz yapılmasını gerektirmektedir.

Bizim görüşümüz, ister sosyal ister liberal olsun bütün "demokrat"lar, demokrasi kavramına çağrışımların iyisini kendilerine kötülerini de "dindar demokratlara" yüklediklerin den demoktrat saymadıkları bu kesimin müşterek hasmıdırlar. Her halde bu bu kurumsal ve olgusal gerçek hükmünü icra ederek Masonik ve Marksist hareket Müslümanlara demokrası adına hiç pay vermemek için her türlü işbirliğini yaparak gereken önlmleri almaktadırlar.

Mevcut sistemin parçaları olan banka, parti (sözde felsefe), bilim (resmi bilim) ve bunların sözcüleri olan basın; kimlik ve kişiliklerini tektip ve tektüze edip özgürlük ve özgünlükten yoksun monoton ve monoblok bir davranış ve yaşantı biçimleri oluşturmakta özerklik ve özgülükten mahrum uniform ve united görüş ve tutum kalıpları geliştirmektedir.

Çünkü İnsanın öz ve varoluşunu belirleyen inançlarını çıkarları doğrultusunda gizlice yönlendirmekte ve erdemlerini istediği gibi sinsice güdümlemektedir. Çünkü insanın temel özelliği olan farklılığı ve değişimi yakalayacak düşünme ve değerlendirme melekelerini körleten bir hayat tarzına meftun ve müptela etmektedir. Bunu yaparken de insanı insan yapan değerleri hoyratca yıkarak ve acımasız ca bozarak yapılan bu tahribatı özgürlük ve özgünlük değişim ve gelişim olarak lanse ve empoze ettiğinden hazır zevke düşkün ve şimdi ki lezzete alışkın insanın nefsani ve hayvani duygularınıalıştırdığından oyun ve eğelenceleri kültür ve sanat adıaltında özgünlük ve özgülüğün içeriği halinde sunmaktadır.

Neticede alanı-vereni memnun acısı ileride çıkacak bir yaşantı tarzını çağdaşlık ve ilericilik yaftası altında tek doğru ve biricik gerçek olarak piyasaya sürünce çağlar üstü, değerler ve zamanla değişmez ilkeler, artık haşa karanlık yanlışlar ve yalanlar olarak üzerinde düşünülmeye vetartışılmaya bile değer bulunmayacak.

Şimdi buna bir insan modeli üzerinde insanın giysisi hususunda ilginç bir imza ve insanın dili konusunda açık bir isim vererek konuyu örnekleyebiliriz. Bir defa bu yazının dili bilimsel anlatım yapabilmek için ingilizce "terim" leri kullanmak zorunda kalıp kalmadığımı sizin takdirlerinize sunuyorum. İkincisi bir kadının cinsel imajının; neden alt iç giysisinin, siyon yıldızının iki parçası olan iki üçgenden oluşan, üst üste daracık küçük iki üçgen olan bikini olmadan tamamlanmadığını kendinize sorunuz. Bu terim ve giysinin maddi biçim ve şekilin kültürel ve seksüel hayatımızıkaplamasıyla bizim düşünce ve yaşantımızı belirlemesinin ötesinde inanç ve davranışımızı nasıl etkilediğinin bir göstergesi olamaz mı ?

Çağdaş toplumlarda geçmiş birikimle kurulmuş bulunan etkileşimin kurumsal dört örgütlü ögesi olan PARTİ, BANKA, BASIN VE BİLİM'in tepedeki etkinliklerinin baskısı ve iletişimin kuramsal dört alanı olan DİN, SANAT, FEN VE FELSEFE'nin tabandaki etkinliklerinin dayatmasıyla,

"Çağdaş Toplumsal Özümleme"

yardımlaşma ve dayanışma yasalarını tam olarak işbirliğ ve işbölümü kurallarını tüm gereğiyle işletemediğinden

dört ögenin oluşturduğu MAHVA diski ile

dört alanın oluşturduğu MEDYA diski yani

olumsuz etkileşim (yiyim)ih mahveden ve yokeden

ezici istibdadı ve olumsuz iletişim (yönelim)in güdüleyen ve sürükleyen

zorlayıcı isticbarı arasında kalan kimselerlerin etnik ve dini zihniyetlerini; ideolojik ve politik kimliklerini ve ferdi ve hususi karakterlerini; içtimai ve ahlaki kişiliklerini; özgür, özgün, etkin ve özerk bir şekilde oluşturma ve koruma imkanı giderek azalmaktadır. 

Öyleki bir kürt kimliği rahatca marksist bir ideoloji ile; bir türk kimliği kolayca masonik bir ideoloji ile birleşebilmekte bir üst kimlikleri olan müslümanlıklarını unutturalabilmektedir. Yedi yıldır öldürülenler hep müslüman olduğu halde ıraklı bosnalı azerbeycanlı afganistanlı cezayirli sudanlı kimlikleri önesürülmektedir. Sanki kimseler, kimlik ve kişiliklerinden yoksun yada zihniyet ve karakterden yoksul bir halde sıradan nesneler ve edilgin varlıklar olarak güdülür ve manuple edilebilir hale getirilmektedirler. Üstelik bütün bunlara rağmen insanlar kendilerini hala hür ve muhtar varlıklar olarak zannetmekte devam etmektedirler.

Çünkü istibdad ve isticbar doğrudan değil dolaylı olarak işletilmektedir. Zira ferdlerin tavır ve tarzları o şekilde dolaylı ve örtülü belirlenmektedir ki sıradanlar eğemenlerin karşılarına onların istedikleri ile paralel taleplerle ortaya çıkmaktadalar. Bu seçkin eğemenlere göre "oy" kullanarak kararını belirlerken demokratik olduğunu sanmakta; Bu zengin eğemenlere göre "para" işleterek gücünü kullanırken ekonomik olduğunu düşünmektedir. Kimselerin bilgi ve karar gücü zerreleri itibari ve izafi düzen ve düzenleme lerle "kaydi" varlıklar ve "simge" nesneler haline getirilme siyle oluşturulan oy ve para katiyetle "asli" güçler ve "hakiki" kaynaklar olamaz. Oy pusula sında belirlenen soyut, genel ve yuvarlık irade asla bizim irademiz değildir. Keza banknotta saptanan hesaptaki miktar asla bizim malımız ve mevduatımız değildir.

Çünkü eğemenler bu vekil olup tasarruflarına aldıkları bu "ihtiyarımız" ve "iktidarımız" ile diledikleri gibi oynayıp manuple ederek doğruluk ve güvenilirlik kural ve ölçütlere aykırı olarak makyevelist siyasi ve ekonomik maneveralarla ince ve duyarlı makenizmalarla parti ve bankada bizi tuzağa düşürmekte ve bu tezgahı da bilimsel yöntemlerle hazırlayıp basında uygulamaya koymaktadırlar.

Bu seçkinler ve etkinler gerçekten amaçlarını seçkince ve araçlarını etkince kullanarak bize yönlendirilmiş eğitim ve yöneltilmiş yönetim olanak ve aygıtlarıyle bilgi ve kararlarımızı kolaylıkla belirleme gücüne kavuşmuştur. Bizim yeğleyip -seçme ve yapıp -etmelerimizi mahvatik yoketmeler ve medyatik güdülemelerle negatif kablarda olumsuz biçimlendire rek; psedo taleplerle dolguyıp geçici değerlerle içeriklendi rerek; hayatın spontan akışını ve fıtrı süreclerini bozarak; şuuri duyarlığımızı inhibe edip reel duygunluktan uzaklaştırarak sonunda bizi bize karşı kullanmaktadırlar.

Hayatın karmışık ihtiyaçlarımızın ve nüfusun çokluğnun gerektirdiği devlet makenizmasındaki hukukun yasal örgüt gücü ve şuurun yüzyıllardır biriken fen ve hikmet hakikatların ortaya çıkardığı bilimin örgün otoritesini hep kendi lehlerine bizi sömürmektedirler. Ülkelerimizin petrolü ve sair zenginlikleri, kaynakları; milletimlerizin insanları pazarları olmamışmıdır ?

Yoksa hala eskimiş burjuva sömürüsü ve köhnemiş din savaşlarını masalları ile kokuşmış kapitalist düzene benzeterek yüksek ve yüce İslam din ve medeniyetini öcü göstererek bazılarımızı marksist ve mason yaparak dünya cenneti yada dünya kardeşliği masalı altında uyutmaya devam mı edecekler ? 

Bunlar gerçekten sömürü ve savaşa karşı çıkmış olsalar, bugün müslümanları ezen sömürü ve katleden savaşa inandıkları cennet ve kardeşlik adına, eşitlik ve özgürlük değerler uğruna mücadele etmeleri gerekmezmi? Çıkmadıklarına göre hale aşırı dinci deyip soyulan ve öldürülen müslümanlara yardım etmeyip güçlünün ve zenginin yanında durduklarına göre ideolojileri kendilerini dahi kandırdıkları bir örtü değilmi dir ?

İktisadi çıkar ve siyasi çekerlerinin zebunu olup bir makam uğuruna batıya uşak ve bir servet için sömürüye maşa halinde ulusun içinde fakat uluslararası istimal ve istismar düzeninin ajanı halinde kendilerine verilen işlevi edilgin olarak sürdürmeye devam edecekler demektir.

Denecekki nüfüs çok ve işler karmaşık sosyal ve teknik zorunluluktan dolayı biz oy ve paraya mecburuz. Belki doğrudur fakat oyumuzun kötüye kullanılmasına ve paramızın sömürülmesine mahkum değiliz. Bankayı, partiyı, basını belki çağdaş kurumlar olarak görebiliriz fakat ilkini faizle sömürü ikincisi ideloji ile kullanılma üçüncüsünü yalanla aldatma aracı haline getirilmesine göz yummak zorunda değiliz.

Çünkü biz mutluluk ve erdemi isteyerek doğruyu ve gerçeği arayan "insanız"; sorunlarımızı bilgiyle çözecek yansız ve nesnel düşüncenin "ilkeli" özelliğini bu bunları hoşgörüyle tartışma ve eleştirmenin "özgür" niteliğini kaybetmediğimiz sürece bu kullanılma ve sömürülme çarkından er veya geç kurtulma imkanınıda sahibiz. Bu imkanın en kısa yolu "islam" olmaktır. Fakat bu ilahi çağrıya "insanca" yaklaşırsak bu sonuç daha erken doğacaktır.

Yoksa ister kapitalist ve pozitvist doktrin ve ideloji sahibi zengin / burjuva / agnıye seçkinler sınıfına mensup eğemenler olsun ister sosyalist ve marksist mezheb ve dinin talibi yönetici / bürokrasi / umera seçkinler sınıfına mensup eğemenler olsun bütün liberal ve sosyal demokrat söylemi benimseyen bu iyiliğimizi ve mutluluğumuzu düşündüğünü söyleyen ve istisnalar hariç gerçekten bunu içten istedik lerinden emin olduğumuz bu efendilerimiz bu tek yanlı ve çifte ölçütlü tutum ve uygulamalarını değiştirmedikçe kesin ve tam çözümü hiç bir zaman bulamazlar.

Daima ya bedenimizi ekmekten mahrum ederek hayatımızda eşitlik özlemleri doğurarak yada ruhumuzu özgürlükten mahrum ederek şuurumuzda kardeşlik arayışlarımızı diri tutarak yani birbirlerini besleyerek yani birbirlerini aratıp hala eğemen liklerini sürdüreceklerdir.

Eğer biz mevcut dini ve felsefi "ideolojileri" gerçeğin kendisi denilen felsefi izmleri yada islamın kendisi denilen dini cemaatleri Kainat ve Kur'an kökenleri ile insanca yani özgür yeteneğimiz ve ilkeli yetinliğimizi yitirmeden karşılaştırabilme imkanına sahih olamazsak içinde bulunduğu muz Mahva ve medya diski iki degirmen taşı gibi hüviyet ve şahsiyetimizi ve bunların özü olan imanımızı ve ahlakımızı bir süre daha üğütüp un-ufak etmeye devam edecektir.

Başka bir benzetme yaparsak bir insan tümü olan toplumun üst ve alt çeneleri mahva ve medyadır. Bu büyük insanın parçaları olan olan bireyleri, kimlikleri ve kişilikleri ağzına atıp çiğneyip midesinde özümleyip kendisine benzetmektedir. 

Oysa toplum etkileşim ve iletişim sağlıklı ve sağlam bir şekilde 

yaradılışın yardımlaşma ve dayanışma yasalarına ve 

buyuruluşun işbirliği ve işbölümü kurallarına 

uyumlu ve uygun olarak işlese idi, toplum bireyi midesine indirip

"üğütmeyecek" yani kendisine benzetmeyecek, onu karşsına alıp "öğütleyecekti"; Kimlik ve kişiliğinin özgür ve özgünce oluşmasına yol gösterecekti. 

Yani onun özgürlügüne dokunmadan ve istencini çiğnemeden hem ilahi hem de beşeri yasalarla veril miş olan evrenden yararlanma hakkına ve kendini yorumlama hürriyetine saygı göstererk geçmişin bilgi ve değer terakümü nü yansız ve nesnel bir şekilde aktararak bireyin kendi kimliğini ve kişiliğini oluşturmaya böylece kendisine yani topluma yeni özgün bir bilgi, karar ve mal ile "katkıda bulunmasına" yardımcı olacaktı.

İşte biz mahva ögelerinden olan bilim'in RESMİ BİLİM halinde ve medya alanlarından olan felsefe'nin ve SÖZDE FELSEFE olarak yukarıda anlatılan ve betimlenen baskı ve dayatması ile bireylerin kimliklerini ve kişiliklerini belirlemedeki "olumsuz" sonuca katılımının ağır olduğuna inanıyoruz.

Diger taraftan bugünkü çağdaş iletşimde rolü az dinin, bilimsel düşünce ve deneysel uygulamaları ile nesnellik ve genellik kazanmış fennin ve üçüncü olarak din ve fenn yanında ikincil ve özel kalan sanatın bu olumsuz sonuçda fazla bir sorumluluğu olmadığına inanıyoruz. İkiyüz yıldır ağırlıklı ve belirleyici olan din değildir. 

Hakiki dinden uzaklıştırılmış kitapları muharref olan gerçersiz semavi dinler yada gerçerli olmakla birlikte müntesiplerince tam ve sağlam şekilde temsil olunmayan İslam Güneşi, kendisinde bulunmayan ama maalesef onun etrafında halelenen hayal ve hürafe bulutlarıyla gizlenmiş ışığının dünya savaşlarından akan kanlardan sorumlu olamaz. Ancak bir insan olarak doğrudan, bir müslüman olarak da dolaylı olarak, İslam dini mensupları sorumludurlar. Bu sorumlulukların bedelini de son yedi yıldır yeni dünya düzenin akıttığı kanlarla ödüyorlar ve ödemeye devam ediyorlar. Şimdi bu bozuk düzenin faturasını Azerbeycanlı değdiği, afgnistanlı değidiği, cezayirli dediği, ıraklı değidiği, bosnalı dediği, türk dediği, kürt dediği ama bir türlü "müslüman" demediği insanlara ödetiyorlar.

İşte bu kan, bazı avrupa medeniyetinin bir yüz karası halinde insan olarak doğrudan sorumlulu ğun resmi bilim ve sözde felsefe sahiblerinde olduğunun kanıtıdır.

Bunun için günümüzdeki ağırlıklı sorumluluk en ağır yüzdesi ile sözde felsefeye düşmektedir. Hatta sözde felsefe içinde yer alan ve dünya siyasetine etkisi olan sosyal yada liberal demokrat görüşün kökeni pozitivizm ve marksizm tdaha bu suçlulukta ikincil kalırlar. Çünkü bu çağdaş din ve mezhebleri besleyen ana kaynak tek gözlü sözde felsefedir. Çünkü akıldan yarım yararlanan resmi bilimin dahi kökeninde yatan saik ve çağdaş bilimin yöneldiği hedef dine karşı düşünceler bu sakim yarım akıl tarafından tayin edilmekte ve bilimle oluşturulan biçim ve ideolojilerce doldurulan dahi içerik tamamen geçici gerçekler üreticisi tarafından felsefeler tarafından istihsal edilmektedir. 

Dine ve hertürlü metafiziği karşı çıkarak kapalı bir metafizik kuran, özgür düşünceye düşman ve bu düşmanlığı özgürlük sayan sözde felsefe, tefekküre ve hürriyete yabani bu oluşumu ile dinde varsaydığı taassubdan daha bağnaz tutumu ile bilgi-sevgisine ihanet etmektedir. Çünkü bu dar görüş ve yobaz düşünüş, dini özlü fakat felsefi içerikli düşüncelerle doldurulan yasaklı kavramlarla aklın hareketini dondururken ortaya yeni bir din olan ideolojileri çıkarmaktadır.

Mesela "değişmeyen tekşey her şeyin değişmesidir" derken değişmeyi değişmez din haline getirmektedir. "Her türlü baskı yasaktır" derken ilk yasağı kendisi koymaktadır. İşte felsefik ve sosyal söylemi daha başından mantıken çelişkili olan bir yanlışın, kökenindeki tek yanlılık ve yönlülüğün bütün ideolojisine sirayet ettiğini anlamak için her halde bu yeni dinin verdiği yarı gerçeklere ve yarı doğrulara yetinenlerden olmamak yetecektir.