Din ve fen ilişkilerine ait bu sayfamız,  Sayın Arda DENKEL’in CUMHURİYET BİLİM TEKNİK
DERGİSİ ‘nin 1 AGUSTOS 1998 sayı 593 sh:18 deki FELSEFE, BİLİM VE
DİNDARLIK konulu yazısının eleştirisinden oluşturulmuştur. .

       Sözkonusu yazının özü olan sonuç kısmı HEM BİLİMCİ HEM DE DİNDAR
OLABİLMENİN YOLLARI başlığı ile aşağıda sunulmuştur. Önce birinci numarada kayıtlı bu tezi inceledikten sonra ikinci numarada kayıtlı FEN - DİN İLİŞKİLERİ başlıkla  fenni teorilerin dini yorumlarla ilişkisini inceleyen revize edilmiş yazımla karşılaşacaksınız. Üçüncü numarada kayıtlı ALAN VE YÖNTEM TARTIŞMASI  başlıklı yazı ile yararlı bir görüş alacağınızı ve eleştirel bir yaklaşım bulacağınızı umuyorum.
 

HEM BİLİMCİ HEM DE DİNDAR OLABİLMENİN YOLLARI
 
 

(not: Kırmızı renkte parantez içinde yazılan terimler konunun anlaşılması için tarafımızdan konulmuştur)
 
 
 
 

Kanımca, (1.öneri ve eleştirisi )doğruluğu din ve us için özdeş saymak durumunda, hem bilimci hem de dindar olabilmenin tek yolu, bu konularda hiç mi hiç düşünmemekten geçiyor. Özellikle de çelişkinin doğma belirtilerinin baş gösterdiği yerlerde düşünceyi başka şeylere yöneltmek, bu koşullarda elde kalan tek çare, Tabii bilim alanı olarak böylesi çelişkilerin doğma olasılığının bulunmadığı konuları seçerek, 'kritik' konuların uzağında durmak da, bir korunma yöntemi olabilir. Ancak böyle bir şeyi salık vermenin sonuçları pek hoş değil, çünkü bu, kendi gerçeğine ilişkin olarak anlayışı sınırlı bir insan modeli içeriyor. Öyleyse biz de bilim ve felsefe ile dindarlığı uzlaştırmanın yolunu, doğruluktan her iki alanda da aynı şeyin anlaşılmadığı bakış açıları içinde arayalım. Bunun üç ayrı yolu olacağını öngörebiliriz.

1) Yollardan birincisi, (2.öneri) bu yazının başlarında anlattığım şey: Bilim ve felsefede doğruluğu bizi çevreleyen dünyanın olgularıyla bir uyum, bir karşılıklılık olarak kavrarken, dine ilişkin olarak doğruluğu kimi kutsal dilegetirişlerle tutarlılık biçiminde düşünmek.

2) Doğruluğun kişiye, yere, zamana ve genel olarak bağlama göreceli olduğunu öne sürmek (3.öneri) ve

3) Dinsel ve din dışı söylem alanlarını birbirleriyle çelişemeyecek kadar farklı saymak. (4.öneri) Bu sonuncu yol, farklı söylem alanlarında aynı sözcük ve tümcelerin kullanılma durumlarında bile, bunların anlamca farklı olacaklarını, özellikle de dinsel öğretilerin, üzerlerinde bilimsel ya da felsefi dille konuşulup düşünülemeyecek şeyler olduklarını savunmayı içeriyor.

Bu yolların her birinin istenmedik sonuçları var.

2. Öneri eleştirisi ; Örneğin doğruluğun GÖRECELİ KILINMASI, yani ikinci yol, onun değerini bütünüyle silip süpürüyor. Kişiler aynı şeyin doğruluğu üzerinde bile anlaşamaz oluyorlar. Böyle bir şey, safsataya kadar, kapıyı önüne gelen her doğruluk iddiasına aralayan bir tutum. Her kafadan bir sesin çıkabildiği ve öğretilerde iç tutarlılığı bile koruyamayan, entelektüel karmaşanın kol gezdiği bir ortama taban oluşturuyor. Bilimin ve felsefenin bugünkü anlayışları bunu nasıl dışlıyorsa, sanırım aynı şey din açısından da geçerli. Böylesi sınırlandırılmamış bir göreceliği din de onaylayamaz.

3.Öneri eleştirisi ; Şimdi, yukarıda betimlenen yollardan birincisine (YÖNTEM DEĞİŞİKLİĞİ) bakalım: Din çevreleri ya da bilim yapmak isteyen dindar bir kişi, birinci yolun getirdiği formülle mutlu olabilecek midir? Ben buna biraz kuşkuyla bakıyorum. Çünkü bu anlayışa göre sanki 'gerçek' doğru bilim tarafından yakalanıyormuş da, bu arada dine de bir yer bulabilmek için, önemce ikincil bir düzeydeki 'tutarlılık' gibi başka bir doğruluk kavramı daha ortaya atılıyormuş gibi bir izlenim oluşuyor. Oysa 'doğru'ların kimilerini öbürlerinden üstün görmek ya da kimilerini 'daha doğru' saymak, insanı bağdaşmazlık noktasına bir kez daha götürmüş olmayacak mı?

4. Öneri eleştirisi ; Çözüm önerilerinden üçüncüsü (ALAN FARKLILIĞI) , şu sıralar kimi çevrelerde hâlâ popüler olan bir yaklaşım. Üstelik bu yaklaşım din ile bilim ve felsefeyi çelişkisiz kılmanın dışındaki amaçlarla ortaya atılmış ve bu konuya sonradan uygulanmış olan bir şey. Hem bilim tarihi ve felsefesi üzerine, hem de ussal dediğimiz düşüncenin bütünsel yapısı üzerine, kimi köktenci yeniden değerlendirmeler içeriyor. Dolayısıyla, genel bir anlayışın parçası olarak görüldüğünde, bu çelişkisizleştirme uygulaması daha da onaylanabilir bir şey olarak görünüyor.

Oysa bu yaklaşımın ne gibi bir bedel karşılığında benimsendiğini bilmem insanlar yeterince düşünüyorlar mı? Bunun bir çelişkisizleştirme yolu olduğu belki doğru, ama böyle bir sonuç, gerçek bir bağdaştırma ya da uzlaştırma üzerinden elde edilmiyor.

Çünkü burada yapılan şey entelektüel alanı birbiriyle karşılaştırılamayan parçalara bölümlemek; yani ussallık dizgemizi parçalamak. Böyle bir çözümü örneğin sayın Öztürk gibi düşünenler tabii ki istemezlerdi. Ama öte yandan acaba bunu, insan kavrayışını bir bütün olarak düşünen bir bilim adamı, bir 'modern' kafalı düşünür de isteyebilir mi ki? Bu tutum zihnimizin içeriklerini bölümler halinde birbirinden ayırmakla kalmıyor, zihni bir bölümü içinden öbürünü anlayamayacak kadar da aciz duruma getiriyor. Üstelik, kavrayış dışında, kavrayışımıza konu olan gerçekliği de önemsizleştirip onu bir anlamda zihne bağımlı kılıyor; hatta onu da kimi parçalara, düzeylere bölüyor. Tüm bunların çelişkisizleştirme gibi bir sonuç karışlığında göze alınmaya değer şeyler olduğunu, artık zaten dizgesel bir dünya görüşünün terkedildiğini öne sürenler çıkabilir.

Dizgesel dünya görüşünün terk edilip terk edilmediği tartışmasına burada girmeyeceğim. Ancak böyle düşünenlere şunu anımsatmak isterim. Burada dini felsefe ve bilimden yalnızca ayırmakla kalmıyorlar. Yaptıkları şey, aynı zamanda onların ilişkilerini de koparmak; yani aralarındaki her türlü uyum ve işbirliği olanağını da ortadan kaldırmak. Burada çelişkisizlik, ilintisizlikle elde ediliyor. Bununsa aynı zamanda dinine bağlı olmak isteyen bir bilim insanı benimsemek isteyebilir mi, tabii o ayrı bir konu.

(DİGER ÖNERİLER)

Bu üç tutumla da tatmin olmayanlar için deizm (1)Yeniçağ içinde hep çekici bir almaşık oluşturmuştur. En yaygın anlaşılış biçimine göre deizm, evreni ve yasalarını yaratan, fakat kendisi bu dünyanın tümüyle dışında varolan bir Tanrı'ya inanmaktır. Bu görüş ve inanç, dinler açısından herhalde neredeyse bilinmezcilik (2) (agnostizm) ya da tanrıtanımazlık (3) ölçüsünde dışlanan bir şey olmalıdır. Çünkü içerdiği şey, üzerinden bütün din kisvesi çıkarılmış olan bir Tanrı inancıdır. Yine de deizmin özellikle bilimciler arasında azımsanmayacak büyüklükte bir izleyici kitlesi yakaladığını biliyoruz. Tabii, dinsel konularda yoğun bir inanç yanı sıra tam bir sessizliği salıkveren bir gizemcilik ( 4) biçimi de var ki, o da, tıpkı deizm gibi, Tanrı düşüncesini bilim ile çelişmekten koruyor, ama genelgeçer biçimindeki dini feda etmek pahasına...

Sonuç olarak benim amacım, dindar bir kişinin günümüzde bilim ya da felsefe yapmasının olanaksızlığını savunmak değil. Böyle bir şey belki olanaklıdır. Ancak bu olanak kimi uyumsuzlukları yok saymakla sağlanabilecek bir şey değil. Kimi olgulara gözümüzü kapayarak onları ortadan kaldıramayız. Benim anlatmaya çalıştığım, duyarlı konulara gözünü kapamadan kimi soruları sormak cesaretini gösterebilecek bir kişinin, uygun uzlaşım noktasını bulabilmek için epey çaba harcaması gerekeceği ve bu yöndeki başarısının hiç de önden garantili olmadığı.