İnsanın Merkezi Yeri

Yüzyıllardır nihayetsiz evrenin merkezinde bulunduğunu düşünen   İNSAN, son yetmişbeş yılda,  kainatta   yüz milyar galaksiden biri üzerinde yaşadığını keşfetmiştir. (Ki her bir galaksi de ortalama  yüz milyar   yıldız bulunur ) 
Başka bir ifade ile hayat gemimizin , hadsiz    uzay tarlasında komşusu Andromeda galaksisi ile iki kelebek gibi   uçuşan  "Samanyolu" gökadasındaki sarı yıldızımıza bağlı olduğunu bulmuştur.
 

  Cesedi itibariyle İNSAN, evrende toz zerresi mesabesinde  olmayan yer küresi      üzerinde  4444 sırrına sahip yanıp sönen fani bir ak yıldız, fakat hadsiz bilgiyi ve sevgiyi yutan bir kara "nokta"dır
 
 

BİLGİSEVGİ
 

      Bu minik yıldız, azıcık bir  ömürle   hayata doymadan gidiyor.
Fakat her şeyi çift yaparak ve zıtları birleştirerek hikmetini ve kudretini   gösteren makro kürelerin (yıldızların)  ve mikro zerrelerin (atomların)  YARATICISI, aslında cesed itibariyle dahi beşeri  bu boyutların    iki yanın ötelerini  görecek  "orta" bir yere, aklı ve kalbiyle  kendisini tanıyacak ve bilecek "odak" bir    konuma koymuştur. 
Her bir adem evrende kaybolmuş bir nokta değil, başlı başına  gözlenen ve gözleyen bir   evrendir.



          Ruhu itibariyle İNSAN,  madde ve enerjinin kabuğu zaman ve mekan     üzerine çıkan fizik ötesi yanı ile tabiatın tözü olan aklı ve tarihin özü   bulunan iradeyi yüklenmiştir... 
Şu da var:
Özgürlük sorumlulukl ile vardır ölçüsüz HÜRRİYET  değildir. 
Özerklik yükümlülük ile vardır, başıboş MUHTARİYET  değildir.

İnsan,
bu“ara”yüzün yükünü ve sorumluluğunu  taşımak istemezde , 
merkezde sultanlara layık yaşamı terk eder, 
BEKA rengini verdiği FENA'nın fitne ve hilesiyle
benliğini ve bencilliğini yeğlerse,

AYNİYETİN PERDESİNDEKİ  İSTİKLALİYETLE
zaman ve mekanın  mahkumu olmayı seçerse,
GAFLETİN GÖLGESİNDE SERBESTİYETLE
ataletin kenarına  ve bataletin köşesine  geçerse
onun
özgürlüğünün yolaçtığı tutsaklığına da kimse karışmaz.

Şimdi özgürlük konusuna kısaca değinirsek...

Bilgi ve sevgi  ile beslenen ve desteklenen insan,
 özdeşliği ve özgürlüğü ile kimliğini ve kişiliğini  sağlam ve sağlıklı bir şekilde oluşturmak için
mutluluğun lazımı  olan "almak" ile kutluluğun icabı olan "vermek"i dengelemek durumunda kalır. 

Bu dengeyi sağlamak için, "alırken"  bu etkinliğinde  ölçü ve kurallara uymak, "verirken"  bu eylemini, bağışlayıcılığını özverili  ve hoşgörüsünü de içten bir surette gerçekleştirmek zorundadır. 

Bu zorunluluk, 
bir taraftan bencillik, tenbellik, aşırılık ve saldırganlık gibi 
negatif tarafını arındırırken 
bir taraftan da bilgi almak, değer vermek , sorumluluk duymak ve yükümlülük almak gibi
pozitif yanını artırmayı gerektirmektedir. 

Bütün eylem ve etkinlikilerin 
özgür ve içten  olarak ortaya koymayı sağlayan güç, 
bilgi ile doldurulan ve sevgi ile doyuralan 
öğretim ve  eğitimle  elde edileceğine de 
kuşku yoktur. 

Ancak eğitimin gerekli ve yeterli bir ölçüde gerçekeleştirilmesi de  oldukça  zordur. 
Bu  hedefe ulaşmak, 
real ve  pozitif bilim ve hukuktan 
ideal (yüce)  umrana (bilgi toplumu) 
perfect (yetkin)  harsa (hukuk devleti) 
giden yolun  açık olmasına bağlıdır. 

Medeniyetin tekamülüne giden bu yol ise,
 toplumun bireyi korumasına, 
bireyinde topluma katkıda bulunmasının 
dayanır. 
Bu koruma ve katkının
yasal ve doğal koşulları olan
idare ve terbiyede 
adalet (kimsel denklik) ve iktisat (nesnel eşitlik) 
gözetilmesine,  bu  ise 
laiklikliğin yerleşmesine  ve demokrasının sürdürülmesine 
bağlıdır.

 Ancak 
laikliğin (özgür yönem) istikrarı
 demokrasinin (örgütlü eylem)  devamı, 
çok din - tek ideoloji ile değil tersine tek din - çok ideoloji  mümkündür. 

Bunun için de 
dinin ideolji haline getirilmesi, ideolojinin de dinleştirilimesi  sürecinin  tersine çevrilmesi lazımdır... 
bu gelenekle  gelişmesinin sağlıklı ilişkisine dayananır.
 

Bu da 
bilim, hukuk, laiklik (la-ikrahelik)  ve demokrasi (meşveret) kavramlarının tartışılmasına, 
tartışma da eleştiri ve düzeltme sürecinin birbirini besleyici ilerlemesine, bu ilerleme de sorun ve çözüm çizgesinin birbirini destekleyici yürümesine, 
bu ileri yürüyüşte 
özerklik  (özgür birey)  ve  danışma (örgütlü toplum) nın birbirini dengelemesine, 
bu denge de 
geleneğin  korumacı yinelenmesi 
ile 
gelişmenin  değişimci  yenilenmesinin 
uyumuna bağlıdır. 

Bu da 
etkilişimin doğallığına  (hukuksal duyarlık)
ve 
iletişimin açıklığına  (bilimsel düşünce) bağlıdır. 

Ancak 
atomdan daha parçalanamaz olan önyargı 
ve
yerçekiminden güçlü olan çıkar,
bu bilimsel düşünce ve hukuksal duyarlığa engel olacaktır.

İşte ÖZGÜRLÜK, 

eleşitiri ve tartışmaya açık bu kısa çözümlemenin  ortaya koyduğu çıkarımların kurguladığı etkinlik ve süreçlerle 
(arınış ve artırışla, evrim ve devrimle, gelişme ve yetkinlikle)

İNSANIN (HÜRR türünün) 
natural açıdan
sorumluluk yükleyen ve yükümlülük doğuran
gerileme  ya da ilerleme, 
 bilim ve hukukunun
umran ve harsının
negatif donuşu ya da pozitif dirilişi; 
yönünde 
sağlam yada bozuk bir sürette 
"sorun ve çözümün yinelenişini ve yenilenişini"
  kapsar.

İşte ÖZERKLİK, 

İNSANIN  (MUHTAR bireyin) 
moral yönden
mutluluk veren ve kutluluk kazandıran
alçalış ya da yükseliş yönünde 
kurtaran ya da batıran 
inancının varoluşunu ve erdeminin kurtuluşunun 
etki ve tepkisinin 
bir "senaryo" ve "seramoni" sinden  ibarettir. 
....

Kainat kitabının satırlarında örülen;
Kutsal Kitabın cümlelerinde görülen;
Vicdana gizemli, nühaya kapalı ve akla  karanlıkta kalan 
 bu senaryoyu  kimileri özgürlük sanır, 
kimileri de bu seramoniyi tutsaklık sayar. 

İŞTE...

Siyah ve Beyazın köleliğinden  kurtulumak
için 
Dileyen,  istediğini seçer;
isteyen, varoluşunun  merkezi yerine geçer.
ve evrenleri renklendirirler.

Aşağıdaki bundan sonraki fen ve din ilişkilerine dair 
ilk üç sayfada  
KURAMdan  EDİME, EDİMden KURAMa
giden bir çizginin hikayesini, 
KURGUdan  KILGIYA, KILGIdan KURGUya 
yürüyen bir sürecin anlatımın aktarımını 
izleyecek, 
TASAR (düş'ten) dan  KARARa (iş'e)
KARARdan  (iş'ten) TASARa(düş'e)
gidip gelen önerme ve onamaların
  ayrıntılarını bulacaksınız.
Haydi buyrun...
 

 

EN