BİLGİDEKİ ÇİFT KUTUPLULUK

Bilindiği üzere felsefe, her şeyi bilmek iddiasından sıyrılarak doğruyu ve gerçeği yada iyiyi ve güzeli aramaktır. Elbette tam gerçeği ve kesin doğruyu bildiğimi öne sürecek kadar bilgisiz  olamam.  Fakat onlara  giden yolu şaşıracak kadar da inançsız değilim.

Bu amaçtan ve inançtan kalkarak BİLGİ DÜNYASININ  en genel kuturlarını (çaplarını)  KABLİ VE BAD’İ İLİMLERLE ve en tümel kutuplarını (uçlarını)  AKLI VE TECRÜBİ BİLGİLERLE  hududlandırıp,  görsel bir çerçevede  hatlarla temsil, tersim ve terkim ederek bir düşünce aracı  elde edebilirim.

İlim, ayrıları ve gayrları teşbih ve tefrik  ederek;  varlıkları ve olayları  temyiz ve tarif ederek;   meçhulden maluma  çıkararak  kelamla beyan etmektir (açıklamaktır).

Beyan etmek ise, mukayese ve  tasnif ederek çeşitli nitel (keyfi/kalitatif) ve nicel (kemmi/kantitatif) birleştirme (terkib/sentez)  ve ayırma (tahlil/analiz) yollarını kullanarak varlıkları ve olayları zuhura getirmektir (açığa çıkarmaktır).

Öyle ise gayb de gizli, meçhul de örtülü, remiz de kapalı  ve kelam da saklı olanı  açığa çıkarmak için, dille anlatılanlar, olabildiğince,  göze gösterebilmelidir.

Bu nedenle   levha-1’de  bahsettiğim  KABLİ, BAD’İ, AKLİ VE TECRÜBİ  kavramları, şu şekilde yerleştirerek adresleştiriyorum.

LEVHA-1:
(sağ ve sol tarafa) A priori (önsel/kabli),  A posteriori (sonsal/bad’i) , (alt ve üst tarafa) Rasyonel(ussal/akli), Emprik (deneysel/tecrübi)

ŞEKİL-1: MESAFELER

Konuyu aktarırken dikkatinizi dağıtmaması için iki  hususu açıklamakta yarar görüyorum:

Birincisi; Kurgusal çalışıldığından düşünceyi dille denetlemek ve tasarımların gerçekle bağlantısını kaçırmamak için KAVRAMLARIN TERİM KARŞILIKLARINI geniş bir alanda ARIYORUM. Bu alışkanlıktan dolayı  konuşurken Osmanlıca kelimeleri, yazarken yabancı kökenli terimleri, yazdığımı okurken Türkçe kökenli sözcükleri  kullanmamı İnşaallah yadırgamazsınız.

Osmanlıcayı yeğleyip, Öz Türkçe terimleri “uydurukça” olarak niteleyenler ile Türkçeyi  yeğleyip Osmanlıca terimleri “arapça” olarak değerlendirenlere gelince, bu yazıyı okurken bu görüşlerini “geçici” olarak bırakmalarını öneriyorum.  Elbette bu teklif, onların görüşlerini hafife almak değil, özün hakkı için kabuğun terk edilmesini istemektir. Kabuk, hiçbir zaman özün yerine alamaz ise de bazı durumlarda çok önemli ve değerli olabilir. Fakat “bilgi” özünün “hakkı” için “söz”  kabuğunun  “hakikati”nin bırakılması, doğru için gerçeğin terk edilmesi  gerekli oluyor, vesselam.

İkincisi; Konu; içeriksiz ve  biçimsel bulunduğundan; teknik ve soyut olduğundan ilk önce konuya ilgi duyanların bazılarının  bile duyabileceği kuruluk ve sıkıcılık,  dikkatimizi gevşetip  yönelimimizi kırabilir. Ancak  hasıl olacak zorluk ve güçlüğe rağmen inceleme ve irdelemede   göstereceğiniz sabır ve tahammüle güveniyorum.  Bizde bu şevk  ve gayretinize  görsel levha ve şemalarla yardımcı olmak istiyoruz.

Üçüncüsü; nesir yada nazım edebiyat üzerinde kabiliyetim ve maharetim olmadığından, düz yazı ve şiir üzerine çalışma ve metinlerim fazla bulunmadığından üslûp ve anlatımımda akıcılık bulunmayabilir. soyut konuya ve  karma terimlere eklenen bu sanatsızlığın  ortaya koyduğu olumsuz koşullara karşın  özgün olan ilmi arayan merakın ve yeni olan hikmete yönelen aşkın bu zorluğun üstesinden geleceğini umuyorum.

Dördüncüsü; Bu çalışma, gözün dil ile beyne yüklediği düş yükünü ve tasarım ağırlığını tekrar göze indirmek yolunu seçtiğinden söyleyip yazdıklarımdan çok biçimleyip çizdiklerime ağırlık veriniz. Tümcelerimle anlatmaya çalıştıklarımdan ziyade şekiller, formlar ve levhalar adı altında yapılan göstergeler ve çizgelere bakınız. (Bkz: bakınız) yollaması, bu grafik ve şemaların açıklama gücüne bel bağladığından “bakınız” direktifinin, “görünüz ve anlayınız” emperatifinin yerine geçtiğini unutmadan sık sık bu resimlere basar ve nazar ediniz.

Bu yazıda sunulan yöntembilim ile, düşünsel kavramları, şemalara yerleştirip görsellik kazandırmakla  her türlü bilgi,  imge haline getirilip  senkronik ve diyakronik  zaman ve mekan eksenlerinde kontrol ve  koordine edilir hale getirilebilir, savını kanıtlamaya, çağrısını tanıtlamaya, gerçeğini betimlemeye ve tümcesini açıklamaya çalışacağım.

Bir defa;  bilgiler, eşzamanlı olarak kutuplandırabilir. Düşünce ve  davranış; inanç ve  yaşantı; tasarlama ve  konuşma arasındaki sürekli alış veriş,  KALB ile LİSAN arasında EŞZAMANLI olarak gerçekleşen bir iletişim ve etkileşim olduğunu gösterirler.

Hayati ve şuuri vetirelerin ürünlerinin zamandaş uçları bu polarizeyi mümkün kılar:  Sözde, terim ve kavramın; göstergede, simge ve imgenin; dilde deyim ve anlamın birlikte ve biranda varoluşu bunun delilidir.

İşte  değişken ve değerlerinin hem  zamanlı yapısı  ilmin, zamandaş olan NAZARİ VE AMELİ  senkronik uçlarına işaret eder. İşte bu gerçeği düşey çizginin uçlarıyle temessül ettiriyorum: (Bkz. EK-B/Levha-2)

LEVHA2:
(üste alta) Pratik (edim/ameli) ,  Teori (kuram/nazar)

Diğer taraftan;   bilgiler,  ARTZAMANLI olarak da kuturlandıralabilr. Düşünce tarihini boyunca  biri enfüsi ve eşhasa ait, diğeri afaki ve eşyaya ilişkin iki bilgi türü olagelmiş  yada iki bilgi yanı üzerinde çalışıla gelmiştir.

Evren bilgilerimizin özetleri olabilecek BİLİMİN,  kostant ve standartları  ile insan ilimlerinin sonuçları  HUKUKUN,  norm ve statülerini birbirine irca edip özdeşleştirebilen  bir düşünce sistemi her halde bulunamaz. Bu illet ve akibet uçlarının özdeş kılınmasının,  ilim ve hikmet çerçevesinde yapılabileceğini zannetmiyorum.

İşte bilgideki  bilen ve bilinen gerçeğinin bir yansısı olan bu  “HUKUK”ta özgürlük ve amaçlılık olgusu   ile   “BİLİM”de özdeşlik ve nedensellik olgusu, bilgi dünyasının doğusunu ve batısını teşkil ederler. Bu ARTZAMANANLI  ENFÜSİ VE AFAKİ ayırımını da yatay çizginin yanlarına adresliyorum: (Bkz.EK-B/Levha-2)

LEVHA2:
(sağa, sola)  subjektif (öznel/enfüs),  objektif (nesnel/afak)


ŞEKİL-2 : ZAMANLAR

bize felsefe tarihinde Keza bu noktada; Burada bir hatırlatma yapmak istiyorum; benim kutupları anlatırken yaptığım gösterimlerde, sağ ve solda yada yukarı ve aşağıdaki terim ve kavramları yanlış bulabilirsiniz veya katılmazsınız. İşte içeriğe ve yapılan kurguya ait bu değerlendirmelerin fazla bir önemi yoktur. Bunları beraber tartışır ve düzeltir, daha doğrusunu bulur ve kurarız. Burada önemli olan, yapılan kurgulamada,  imgeleştirme ve adresleştirmeyi kullanmanın yararlı olup olmadığını belirlemektir.

Tartışmamıza devam edersek batıda yapılan bu ayırmalara  mukabil olarak doğuda da şu birleştirmeler görünüyor: İmamı Gazali’den beri şuurda akıl gözü ve kalp gözünün birbirini tekmil etmesi, tefekkkürde tasavvurat ve tasdikatın yekdiğerini tamamlaması, din usulünde İMANIN VE İSLAMIN birbirini bütünlemesi bize akli ve tecrübi bilgiler ile  vahyi ve nakli ilimler arasında işbirliğinin bulunduğunu kanıtlar.

Görülüyor ki, yaratılan ezvacı ifade eden  bilgi dahi  çift kutupludur. Hem sadece bilgiler alanında değil değerler alanında da dipol vardır. Hatta emr ve nehy haram ve helal şeklinde dini gerçekler ve cennet ve cehennem gibi bildirimlerde karşıt uçlar yer alır. Hatta “Biz her şeyi çift yarattık”  buyuruluşu (ayeti) ile atomik güçlerden biolojik genlere kadar parite gerçeğindeki yaratılış da birbirine paraleldir.

Şimdi bilginin  bu ikili yapısını ana bir veri ve gerçeğin bu çift yanını  temel bir olgu olarak kabul edip onunla uyumlu olduğunu umduğum bu görsel  düşünce aracını biraz  daha açmak istiyorum.

Hemen belirtelim ki klasik diyalektik düşünceyi içeren ve kartezyen koordinatlardan yararlanan ve böylece geometrik düşünceyi, Quatrik bir  tasarım cihazına  dönüştüren bu  4444 YÖNTEMİNİ sergilerken yeni bir şey ortaya koyduğum iddiasında değilim. Biraz sonra anlaşılacağı gibi bu görsel çerçeve, hepimizin bildiği ve yaptığı  bir uygulamadır.  Bu ( x ve y ) kartezyen koordinatlar, aslında bilimin meşru saydığı evrensel geometrik yapının lojik kullanımından  başka bir şey değildir.

Biz sadece FKB ilimlerinin operatif  matematik bir araç  olarak kullandığı  bu ANALİTİK DÜZLEMİN,   PSL (Psikoloji, sosyoloji, linguistik) ilimlerde  spekülatif lojik bir araç   olarak da  işe yaradığını   göstermek istiyoruz. Aslında tüm  natural ve moral  alanlarda  hatta günlük kullanımdan dil bilime kadar çok çeşitli  kullanılan  bu şema bugün windows logosu olarak karşımızdadır.

“Rüyet” ile tanınan ve müşahede edilen basari şekiller (irfan)  ile “Ama” ile bilinen ve muhakeme edilen nazari suretler (ilim) arasındaki farkına;  farazi ve vehmi hadlar ile hassi ve hayali hatların birbirinden  tefrikine dayanan yöntembilim,  kurgulanan tasarımların yorumlanacak soyut geometrik ve lojik  göstergeler ile  imgelenen biçimlerin betimlenen fotoğrafik yada grafik somut   görüntüleri birbirinden temyiz eder.

Bilimin yansıdığı  natural ve tümel bir pencere  ve hukukun anlatıldığı moral ve genel bir çerçeve olan bu analitik düzlemin lojik kullanımı,   bazılarınca bir düşünceyi sınırlayan bir kafes olarak da tanımlanarak  eleştirilebilir.

Bir kere; nasıl ki analitik düzlem matematik kullanımında gözlem alanının betimlenmesinde geometrik bir kafes olarak yararlanması bir kısıtlama aracı değil adres belirlemeye yardımcı  ise, analitik düzlemin lojik kullanımında  dahi  düşünülen alanın tanımlanmasında kategorik bir şablon olarak işe yaraması aynı şekilde konuların koordinatik  bölümlenmeside kısıtlayıcı değil düzenleyici bir işlev görür.

İkinci olarak, yine analitik düzlemin koordinatları,  matematik kullanımında olayların ölçülmesi ve hesaplanmasında izafi ve vazi  bir referans sistemi olarak işe yaradığı gibi aynı koordinatlar  olguların indirgenmesi ve irdelenmesinde nisbi ve misali bir müracaat noktası fonksiyonunu ifa eder ki bu işleviyle  dağınık verilere bir düzen vererek ilim ve hikmeti mümkün kılar.

Üçüncü olarak, biz düşey ve yatay koordinatlara metafizik bir gerçek  olarak değil,  epistemik bir araç  olarak bakıyoruz. Gözlenilen real bir sistemi,  bir içeriği  sunuyor değiliz,  kurgulamada kullanılabilen rasyonel bir metodu, bir biçimi öneriyoruz.

Kısaca;  marifet ve müşahede alanında bile  bilgiler ile gerçeklerin karışmasına değil ayrışmasına yardım eden  analitik düzlem, İlim ve Muhakeme alanında evleviyet ve öncelikle muta ve mebdelerin iltibasına sebep olamayacaktır. Üstelik Kant’tan beri vakıa ile bu vakıanın izahına  ve tefsirine ilişkin ilmin birbirinden ayrılığını yöntembilimin ilk epistemik tespitidir.

İster gerçeğin ezvacı bilgiyi belirlesin, isterse  bilginin kutupluluğu gerçeği betimlesin yani ister dini ister felsefi tez geçerli olsun, gerçeğin çiftleri ve bilginin uçları, mekanın vektörleri ve zamanın oklarıyla gösterile gelmiştir. Yöntembilimimiz,  bu gösterimlere genel bir form verecek zaman-mekan kadrosunu kurma denesine girişmektedir.