ZAMAN-MEKAN KADROSU (LEVHA-3/4/5)

Metodolojik bir öneri olarak sunulan bu YÖNTEMBİLİM,  analitik düzlemin lojik kullanımından ibarettir demiştik.  Kartezyenik koordinatların bu mantıki kullanımı, analitik düzlemde biçimlenen dairenin külliyetinin işaretiyle epistemik konulara ve kuramsal sorunlara bütüncül bir yaklaşım getirir. Bu noktadan   diyalektik yanlanmaya düşmeden ve derin lojik çelişkilere yakalanmadan aksiyomatik birliği sağlanabilir. Bununla “bilgi kaynaklarının” birlikteliği ile    gerçeklik ve doğruluk araştırması beraber yürütülebilir. Keza bu  yöntem aynı zamanda verilerin birikiminden ve çalışmaların parçalılığından çıkan bilginin  çokluğu (multıplicity of information) ve bilimlerin dağınıklığın ( dispercing of sceience) dan doğan düzensizliği   önleyecek;   türlerin yatay ve düşey  çeşitliliğinden çıkan karşıtlık (zıd/anti) ve  çitflik (zevc/parite) ten doğan   yarımlığından kurtaracak  “bilgi araçlarının” epistemik bütünlüğü sağlar.

Böyle bir epistemik bütünlükte ontik “harrat”tan doğan   ihtiyaç ötesi aşk hararetini  ve merak  taharriyatının yol açtığı varoluşu ifadede ve  sistematik felsefenin  bilgi ve değer ve varlık bütünlüğünü kurmada yardımcı olur.

Kavramları tanımlamada, konuları bütünlemede, doğal düzenler kurgulamada ve moral dizgeler koymada  kullanılan  bu araç, ayni zamanda sistemlerin ve kuramların denetlenmesinde ve düzeltilmesinde dahi yardımcı olur. hatta zamanın değişim ve gelişimine paralel olarak doğmaların ve paradigmaların yenilenip yetkinleştirilmesinde  bile  kolaylık sağlayabilir. Canlı bir bilim ve diri bir hukuk böyle yapılır zaten. Çünkü bilim ve hukuk adamının işlevi nesnel süreçlere  ve kimsel ilişkilere  ilişkin fikirler üretmektir. Kuramsal ve intellektüel faaliyetle  soru ve sorunlara çözüm  ortaya çıkarmaktır. Kültür ve medeniyete katkıda bulunmaktır. Bu da donmamış ve durmamış akıl ve vicdanları gerektirir. Yöntembilimin  yaklaşımı da  bu tarz bir tefekkür ve tezekkürle uyuşan gerçekliğin ve doğruluğun sürekli araştırılmasıdır.

Ancak bilimin ve hukukun,  elbette,  özdeşlik ve nedensellik  gibi değişmez ilkeleri (sabit mebde)  ve özgürlük ve eşitlik gibi  sürekli  ülküleri (daim umde)  vardır. Ya da teist ve ateist seçim, dogmatik ve septik tutum  gibi dini ve felsefi zorunlu ve değiştirilemez  temel ve kökenler de (zaruri ve mukaddes ukde ve akide) bulunur. İşte usul ve yöntem, bu ikisi arasında  bilimin bulduğu ve geliştirdiği bir ölçü (mizan) ve kural (kaide) araç kümesi  olarak tanımlayabiliriz. Nesnel bir ortak taban olarak sunduğumuz yöntembilimi ise hem bilimde hem hukukta kullanılabilen, aynı zamanda hem değişen içeriği hem de değişmez biçimin denge ve  uyumunu sağlayan bir ara-yüz olarak görürüz.

Değişen ve değişmeyen bilgiler arasında genel ve tümel bir arayüz bilgisi olan yöntembilimin, bu bilgibilimsel (epistemik) niteliğini tespit ettikten sonra, bilgicilimin bir “teknik”i hale getirilmesi hatta onun yerine geçip geçemeyeceği sorusuna girmeden yöntembilimin temel formu olan zaman-mekan kadrosuna dönelim.

Hemen belirtelim ki analitik düzlemi,  zaman-mekan kadrosu haline getiren  bu yöntemi kullanabilmek için mutlaka matematik analiz uzmanı olmak gerekmez. Mantıki konuşabilmek için nasıl önceden mantık ilmini okumak şartı yoksa analitik düzlemini anlamak ve kullanmak için mutlaka geometri okumak gerekmez. Elbette mantık ve geometri okunursa daha disiplinli düşünür ve görürüz. Ancak bu tahsil, öze ilişkin olmayan bir ikmal ve ihtisas meselesidir.

Hem bilimin hem yöntembilimin genel formu olan zaman - mekan kadrosunu betimlemeye çalışalım.

Önce görsel gözlemlere başvuralım. (EK-A :Formlar) daki “Düşey Şakul Çizgisi” formuna  bakınız. Aynı anda  (bir anda) üst üste sıralanan mekanlar  ile “mekan kadro”sunun “durumu” simgelenmiştir.  (Bkz.EK-A-Form:1)  Burada “mekan”ı görüyorsunuz. Yani yukarıda göğü aşağıya yeri yerleştirirseniz uzamı göstergeleştirmiş olursunuz. (Dia-Nokta Bkz.sırr)

Şimdi  (EK-A:Formlar) daki “Yatay Ufuk Çizgisi” formuna  bakınız. (Bkz. EK-A-Form: 2)  Burada da “zaman”ı görüyorsunuz. Bir  süre (dönem)  içinde ard arda dizilen mekanlarla “zaman kadrosu” “akımı” simgelenmiştir. Yani sağa geçmişi  sola geleceği yerleştirirseniz süreyi göstergeleştirmiş olursunuz. (Lahza-an. Bkz.sırr)

Şimdi de (EK-A: Formlar) daki “Dik Eksenlerin Kesişimi” formuna bakınız. (Bkz. EK-A-Form: 3) İşte “ BİR SAHİFE HALİNDE” zaman-mekan kadrosu karşınızda duruyor. Böylece, gerçekte  üç boyut mekan artı bir boyut zaman ile dört boyutlu zaman ve mekan kadrosu iki boyutlu sahifede “görünür” hale getirilmiş olur.

Mekanda;  en, boy ve yüksekliğin üç boyutu ile  zamanın dördüncü  boyutunun eklenmesiyle  oluşan bu  dört buudlu gerçek varlık,  daima hem marifet ve müşahedeye  mehaz teşkil etmiş hem onun hududunu tayin etmiştir.  Günlük dilin marifetinde  ve idrak edilen müşahede de her ne kadar zamanı ve mekanı ayırsak da,  ilmi tecrübe ve nazari muhakeme, bugün  zaman-mekan bir bütün bir süreklilik (Continium)  olarak görüyor. İzafiyet (rölativite) kuramı da bunu formüle ediyor ve kanıtlıyor. Zaten kimse zamanı ve mekanı “görmediğinden”;  Kant’ın günlük idrake uygun olarak,  zamanı iç algıların, mekanı dış algıların formu (hadsi) şeklindeki geleneksel felsefi görüşü ile  Einstein’in zaman-mekan süreklisi tarzındaki fenni görüşü  arasındaki ihtilafı “gerçeklik” kaygısı taşıyan sistemcilere bırakıyoruz. Biz bir yöntemci olarak bu  yaşadığımız dört boyutlu olguyu  temsil etmek üzere, onun “iki boyutlu bir sahife”deki iz düşümünü nazari düşüncenin  tahlil ve terkib vasıtası  ve ussal  muhakemenin   koordine ve kontrol aracı olarak dikkatinize sunmak istiyoruz.

Analitik düzlem ister “ayrılmış”  zaman ve mekan kadrosunu göstergeleştirsin yada isterse “birleşmiş” zamanı-mekan süreklini  “görünür” hale getirsin fark etmez. Çünkü biz gösterge yada görünür olarak “görüntülediğimizi” asla “gerçek” olarak sunmuyoruz. Ancak kağıt üzerinde kurguladığımızı, bize gerçekliğe yaklaştıran bir parça, varlık ve olayların kağıt üzerine alınan bir “görüngüsü” olarak bakıyoruz. Hem zaten bu gerçek ve görüntü, gösterge ve  görüngü gibi felsefi kavramları uzmanlarının tekelinden kurtarabilmek için yöntembilimin kullanılmasının yaygınlaşmasını gereklidir.

Şimdi, bilim, yöntembilimin temel formunu  teşkil eden kartezyenik koordinatların  bu eşzamanlı ve ardzamanlı eksenlerini çok sık kullanır. Geometrik düşüncede genel olarak,  strüktürlerin (varlıklar-yapılar) senkronik, fonksiyonların (olaylar-işlevler) diyakronik eksenlerle geometrik olarak gösterimi oldukça yaygındır.

Geometrik düşünce tasarımları analitik çizgilere döküldükçe, soyut fenni ve mantıki  kavramlar, somut görsel imgelere dönüşür.  Terimler nokta ile, önermeler  çizgi ile, tasım ve çıkarımlar yüzey ile göstergeleştirildikçe düşünce ve çıkarımlar da kağıt üzerine dokunulmuş oluyor. Böylece siz tümcelerdeki kavramları ve bunlar arasındaki bağlamları görsel olarak düzenleyip denetleyebiliyorsunuz.  Böylece manevi düşünme konuları, somut resimlere dönüşür ve maddi grafik yapılara çevrilir. Bu grafikte bir olayın iniş çıkışını, bir varlığın büyüyüp küçülmesini anlarız, bir niceliğin nitel resmini yada bir niteliğin nicel dizilimini “bir çizgi üzerinde” görürüz. Gözlemleriniz çabuklaşır ve yorumlarınız kolaylaşır.

Çeşitli  levhalar ve  kağıt sahifeler, resimden yazıya , fotoğraftan filme kadar çeşitli özellik ve bileşimlere bürünerek imge ve bilgileri görüntü ve gösterileri bağlama ve saklama ortama olarak “somut gösterim”in betimlemesi  doğrudan olduğundan “algılanması” kolay  ise de yukarıda anlatılan anlamda gerçeklerin temsili gösterimi şeklindeki göstergelik işlevi yani “soyut gösterim”in  açıklaması  dolaylı olduğundan “anlaşılması” biraz sabır ve gayret ister.  “Elle tutulmaz ve gözle görülmez” olan “soyut”un anlaşılıp anlatılması bile zorlu bir çabayı gerektirirse elbette onun “görünür” hale getirilmesi için görenden daha zorlu bir uğraşı istemesi doğaldır.

Bir sahifede gösterimleşen analitik düzlemin  düşey-uzay (vertical- space) ve yatay-zaman (horizontal-time) olarak yorumlanmış hali   yani eşzamanlı düşey çizgi  ile  yatay artzamanlı çizgiden oluşan yüzey, bizim bilgi dünyamızı tecessüm ettirerek kavramlarımızı görselleştirmeden önce, bilgilerimizi adresleyeceğimiz zamanı ve  mekanın kendisini  görselleştiren bir platform haline gelişine  alışmamız gerekmektedir.

Bunun için EK-A-Formlar’daki kare ve daire formlarına bir göz atınız. Nokta ve elifi ile zerre ve enenin göstergesi , koşulluk ve saltlık ile  çokluk ve  birliğin simgesi olan  DAİRE VE KARE’yi  (Bkz.Ek-A-Form:4 Ek-A-Form:5)  nesnel ve kimsel ilgi ve ilişkileri karmasının açıklanması yalınlaştıran, ayrıntılar ve kılcalların zenginliğininin anlaşılmasını sadeleştiren ve nihayet soyut ve somut dünyalar ile içkin ve aşkın alemleri buluşturan bir SİHİRLİ AYNA haline getirmeyi istiyorsanız kartezyen koordinatları sık sık kullanarak bunlara aşinalığını artırmanız şarttır. Biz burada sadece kuramsal bilgiler veriyoruz. Elbette her bilgi gibi  bu bilgilerin pratik uygulama ve alıştırmalarla işlerlik kazanması ve koordinatlardan yararlanmanın  teknik hale getirilmesi lazımdır. Bunun için yazı ekinde verilen örnek kurgulamaların birden anlaşılamamasını yadırgamamalıyız.

Ders çalışırken kullandığımız şemalarla bölümleme ve oklarla ayırma işlemini ileriye götürmek, “tümcelerimizi” düz yazı ile lineer olarak soldan sağa “sıralamak” (yazı yazma) alışkanlığımızı tek boyutluluğundan kurtulmalıyız.  Grafik modda çalışmalı zorunlu olmadıkça texte yönelmemeliyiz. “Düşünce”izin tek yönde değil hem sağa, hem sola, hem yukarıya ve hemde aşağıya  hatta hem ileriye hem geriye , dört hatta altı yöne  “çevrilebilmesi”ne imkan vermeliyiz. Önce güç gelen ama uğraşınca oluşturulabilen bu görsel ve düşünsel alışkanlık hızlı okumanın pabucunu dama atabilecek çabuk ve kolay düşünmenin olanaklarını bize bahşedebilir. Hatta bu alışkanlığın kazanılmasıyla,  felsefi sistemlerin köleliğinden ve dini taassubun kıskacından kurtulmanın da yolları açılabilir. Ancak bu nimetlerin bedeli; zihni,  disipline ve kurala bağlamak, fikri, yönteme ve ölçüye alıştırmak külfetine katlanmaktır.

Mantıki vaz’ın spekülasyon ve tahlil  gücü  ile lisani remzin konfigürasyon ve terkip yeteneği sayesinde zaman ve mekan kadrosunu bir sahifenin enine ve boyuna sığdırdıktan sonra bu sahifede koordinatlaşan  analitik düzlem, yöntembilimsel bir şekilde içeriklendirilmek suretiyle canlı tasarım ve somut biçimler ile derinleşmiş düşünce AYNASI haline gelir. Bu mütekabil kareler ve mütedahil dairelerdeki  noktalardan ve çizgilerden ,  uçlardan  ve alanlardan  oluşan bu yalın yüzey,  adeta  bilgilerin betimlendiği bir TABLO, sözlerin  nutka geldiği bir EKRANDIR. (Bkz. EK-A-Form: 6)

İşte biz analitik düzlemin  FKB ilimlerdeki analitik ve matematik “BASARİ”kullanımının yanı sıra , PSL ilimlerindeki  bu tür sentetik ve  lojik “NAZARİ” kullanımına bir disiplin getirilmek suretiyle yöntembilimin oluşturulması ve felsefenin asli işlevine kavuşturulup içerikten kurtulması gerektiğine inanıyoruz.

Bilindiği üzere  (analytical  plane)  ANALİTİK DÜZLEM, kenarlardan ve köşelerden, eksenlerden ve bölgelerden oluşan geometrik bir ZEMİNDİR. (Bkz. EK-A-Form:7 EK-A-Form:8 )  Bu haliyle sadece mekana ve geometriye ilişkin bir sun’i ve vaz’i iki  boyutlu “görünen” fiktif bir araçtır. Fakat bu müstevinin (yüzeyin), zaman ve mekan kadrosunu, süre ve yer olgusunu, time ve space faktumunu  yani dört boyutu “gösteren” bir işlevi vardır. Bu gerçeği bilgiye, bilgiyede söze çevirme işlemine bir süreç daha ekleyerek sözü çizgiye çevirmek suretiyle kodifikasyonumuzu (işaretleştirme süreciyle temsil ve remzleştirme işlemiyle terceme)  derinleştirmek demektir.

Böylece bir sahifede aslında bir vehm (kurgu) olan (zamanın,  ardmekanlı  dokusu -  mekanın,  eşzamanlı kuruluşu ) fiktif eksenlerle KADR-SARF  etkinliği ile; vakıayı (olguyu)  varlık ve olayların yapı ve işleyişine ilişkin nicel ve nitel veri ve içerikleri yani  faktumu  yani EMR-HALK hakikatını ve gerçeğini  bilgi haline getiririz. Verileri;  betimlemeye,  tasarlamaya, kurgulamaya  çalışır, gözlemleri; düşünmeye,  yorumlamaya, anlamaya  ve açıklamaya uğraşırız.  Dinden sanata, Fenden  hikmete,  bilimden hukuka kalbi ve lisani bütün etkinliklerimizi zaman ve mekan kadrosu ile ifade edebilmenin olanağını  bize verecek yöntembilimin önkoşulu, kartezyenik  eksenlerin oluşturduğu  analitik düzlemi iyi tanımaktır.

ŞEKİL-3: DİK VE ÇAPRAZ EKSENLER

Yukarıda şekil-3 deki dik ve çapraz eksenleri içeren kare tablodaki yazılar incelenirse düşünsel, görsel ve soyut üç tür anlatımın üst üste bindiği anlaşılır. Aynen tabloda;  kare çerçeve, text metinleri  ve dik ve çapraz eksenlerin üst üste bindiği gibi bu ussal kurgulardan hangisinin haddi tasarım, hangisin hatti biçim ve hangisin remzi gösterim olduğunun anlaşılması ve burada sunulan muta, müşahede  ve marifetin  ve elde edilen  muhakeme, izah  ve ilmin hakikatle ilişkisini düz yazı orta konulması hem yazar hem okuyucu için oldukça zordur. Ancak içeriksiz felsefe yaklaşımı ve yöntembilimsel araçlarla soruna yaklaşıldığı zaman oldukça kolaylaşacaktır. Konumuz yöntembilimsel içerik olmadığından elbette şimdi ortaya konulan sorunun çözümüne girmeyeceğiz. Fakat “tersinelik” gereğince soyut konuları kolaylaştırın 4444 yöntembilimin anahtarının elde edilmesi böyle kolay olmayacaktır.

Şimdi yöntembilimin lojik olarak kullandığı analitik düzlemin bu  içerikli kullanımını anlatabilmek için koordinatik anlatıma esas teşkil eden kartezyenik  eksenlerle  boş zaman ile içeriksiz mekan ZAMAN-ZEMİN yapılanışını yani mesafeler oluşturan sahaların imtidadı ile müddetler oluşturan safhaların istimrarını soyut zaman-mekan kadrosunda gösterelim:

EŞ ZAMANLI MEKAN yukarıdan aşağıya ayni anda “katlanan” rütbeler ile FEVK  ve TAHT kutuplarını içeren  HAYZDIR. ART MEKANLI ZAMAN geçmişten geleceğe ard arda “sıralanan” kademeleri ile  İBTİDA ve İNTİHA cihetlerini içeren  BUUDDUR.

Herkes mekanın bir şeyleri içine aldığının ve zamanın bir yere aktığının “farkında”dır ama hiç kimse mekanı ve zamanı görmediğinden  onların tırnak içinde yazılan  katlama ve sıralanmasını görmemiştir. Zamanın Newton’cu ve Kant’çı klasik kuramında  mutlak olup insanın spritüealitesinin iç formudur. Eistein’ci ve Materyalist  çağdaş kuramında ise izafi bir realite  uzayıp kısalalabilen dış formdur. Şimdi bu içeriğe ve neliğe ilişkin bu görüşler gelişen felsefe ve bilime göre değişebilir. Biçimsel ve yöntembilimsel açıdan önemli olan kurgulamaya elverişli zamanı ve mekanın genel formunun kurulmasıdır.

1611 yılında Descaartes’dan beri FKB bilimlerinde özellikle matematik ve astronomi de başarı ile analitik düzlemin, çağımızda  bilişim alanında bilgisayar yazılım ve donanımında da geçerliliğini düşünüp, elektromanyetik dalga kuramında halen geçerli bir model olduğunu da nazara alırsak,  zaman ve mekan kadrosunun genel formunu göstergeleştirmede önerilmesinde bir sakınca olmadığı düşünülmektedir. Hatta PSL (psikoloji, sosyoloji ve linguistik)  ilimlerinin moral alanların da kullanılmaktadır. Levha-3 de yukarıda anlatılan mekan hayzını ve onu içeren zaman buudunu analitik düzlemde tanımlıyoruz. (Bkz.EK-B-Levha:3)

LEVHA-3:
(sağa ve sola)  İBTİDA / home (önce/ula), İBTİHA / end (sonra/uhra)
(yukarıya ve aşağıya) FEVK/ up (üst/ala),  TAHT / down  (alt/edna)

Soyut zaman ve mekan kadrosunu anlamanın en doğal yolu, en somut data (muta)  ve ilk done (veri) olan  “gün” (yevm/day)  olayını model olarak almaktır.

Gün denilen olay  gece ve gündüzü ile yerkürenin yapı ve işleyişinin sonucu olarak ortaya çıkan  işlev ve ilişki olduğunu ilkokuldan beri biliyoruz. Eksantirik (mihver/eksen) inin eğimiyle oluşan yer kürenin aydınlık ve karanlık yarımküreleri ile ekvator düzleminin gök küredeki izdüşümünün  kuzey ve güney yarımkürelerini  tasarlamaya çalışırsak,  bir küre olan mekan idrakimizin dahi,  analitik düzlemle iki boyutlu betimlemeye çalıştığımız sistemin,  üç boyutlu somut bir örneği olduğunu görürüz. Bu konu üzerinde,  geometrinin çekici bir uygulaması olan küresel astronominin kitaplarına yollama yaparak, durmuyorum.

Bizi taşıyan ve besinlerimizi depolayan harika bir uzay gemisi olan yer küre, günlük (rk/scd-grb-şrk) ve yıllık (sf/tvf-cr-rc)  dönüş (spin)  ve dolanımı  (rotation)  ile evrenin en ilginç  dörtlü monitörü haline gelir ve veri toplamaya en uygun bir  dışbükey bir ayna halinde sürekli bir gözlem evi olur.  Bir insan belirli bir anda rasat konumunda gök kürenin dörtte birini (90 derece) “gözleyebilir”, gözlemevinde 180 derecelik açıyla dönebilen gök dürbünü ile de yarasını “tarayabililir.” Gözlemlerini tüm gün sürdürürse 360 derecelik tüm göğü “kaydedebilir”. Fakat onun normal olarak sürekli görebildiği görüş alanı 90 derecedir (Bkz. EK-A-Form: 3) Çünkü ufuk çizginin altını göremediği gibi şakül çizgisinin arka yanını dahi göremediğinden önünde kalan çeyrek alan gözlem ve görüşünün bütünü;  yatay (arzın)  ve düşey (cesedinin)  eksenlerin kapatma ve kısıtlamalarından arta kalan ¼ lük bakiyedir. İşte klasik düşünme alışkanlığının, çağrışımın kanunlarına (yatay)  bağlı ve rastgeleliğin gelişigüzelliğine (düşey) kalmış ve at gözlüğü gibi sadece önünü gösteren bir olanağı  varken, zaman-mekan kadrosunun analitik düzlemene dayalı disiplinli yöntembilimsel düşünmeninse 4/4 lük tam kapasiteli düşünme olasılığı bulunur.

Şimdi biz nasıl  şehirleri ve ülkeleri konumunu belirlerken  yada bulunduğumuz yeri (özellikle gemi, uçak araçlarda) tanımlarken nasıl en-boy-yükseklik (enlem-boylam-yükseklik) koordinatlarını kullanıyoruz, iç ve dış dünyamızdan aldığımız verileri yerleştirirken (hafızada saklarken)  yada onları kurgularken (zekada işlerken) veya bilgilerden yeni bilgiler çıkarırken (açıklar ve yorumlarken)  4/4 lük bir kapasite yakalamak içinde onun tanımladığımız geometrik enlem-boylam iskeletine benzeyen zaman-mekan kadrosunu  kullanabiliriz.

Bilgi dünyamızı kurarken   ve söz ekranımızı oluştururken  analitik düzlemin yüzeysel yapılanmasın yerk dünyamız olan yer kürenin coğrafik modeline bu şekilde benzettikten sonra onun yöntembilimsel derinliğine değinelim. “Derinlik” derken zaman gibi bir kavramda dikkatli konuşmak gerektiğini biliyorum, çünkü kimse dibini bulamaz,  derinden maksadım yüzeyin hemen altındaki katmandır.

Düzlemin sağdan sola doğru çizilen  yatay  ekseni, ufuk çizgisidir. (Bkz. EK-A:Form-1)  Bu horizon hattının başladığı yer ile  gittiği yönünü belirlemek onu tanımlamak için gereklidir. Astronomik bir tanımla sağdan sola doğru olan düz yönde hareketi esas alırsak, (saat ibresi yönü ise astronomide ters yön kabul edilir) bu çizginin önce gelen sağ taraf EVVELİ sonra  gelen sol taraf AHİRİ temsil eder. Bu çizgi  bilginin kabli ve bad’i kuturlarına mukabil gelirler. (Bkz. EK-B/Levha-1)
 

LEVHA-4:
(Sağ ve sol tarafa) PRO (en-önce/evvel),  POST(en-sonra/ahir)
(Bkz. EK-B/Levha-4)

Şimdi sağ ve soldaki ön ve son iki yanı yorumlayalım: EN  ilk önce ve EN sonraki art,  metafizik ve parapsik pek çok tanımları  fizik ve psik bir süre gerçeklikleri ifade edebilir. Kainatın statik tabiatı ve dinamik tarihi, beynin global sağ ve lineer sol lopları, yerin telkinci doğusu ve  iradeci batısı  gibi birbirinden farklı bu iki taraftır. Aynı zamanda insanın eril ve dişil yönleri, sağ ve sol düşüncesi,  bireysel ve toplumsal yanları gibi de yekdiğerinden ayrıdır. Burada  üç çift kavram iki yana yerleştirildi.  Siz üç yüz çift kavram yerleştirebilirsiniz.

İşte bilgi kutrunun iki ucu   arasındaki ayrılığı temsil etmek üzere aralarına bir perde koyuyoruz. Bu farazi perde,  tepeden tabana inen, sağ ve sol tarafı tam ortasından ikiye bölen ve analitik düzlemi boylamasına kesen düşey şakul çizisidir. Bu amudi eksen,  varlıklar-boylamlarının başlangıç meridyeni  ve yapılar-sütunlarının mihveridir.

Daha önce analitik düzlemi  ortadan enlemesine kesen ve yatay ufuk çizgisini belirlemiştik. (Bkz.EK-A:Form-2)  Bu meddi eksende,  olaylar-enlemlerinin ekvatoru  ve işlevler-satırlarının medarıdır.

İşte bu  horizontal eksen dahi , vertikal  eksen gibi  bizim bilgi dünyamızı  iki kısma ayırmaktadır. Bu ufuk çizgisinin altında ve üstünde birbirinden ayrı iki evren vardır.

İşte ufuk çizgisinin  üstünde görünen açık taraf ZAHİRDİR. Aşağıda ufuk çizgisinin altında görünmeyen kapalı taraf BATINDIR. Bunlar bilgi kutuplarına tekabül ederler.

LEVHA-4:
(Üst ve alt tarafa ) HYPER (dış-yüz/zahir)  HYPO(iç-yüz/batın)
(Bkz. EK-B/Levha-4)

Yatay ve düşey eksenleri, kutur ve kutup berzahlarını, ufuk ve şakul hatlarını DİK olarak birleştirip kesiştirirsek oluşan sade ve yalın ilim ekranını karşımızda görürüz. Resmi bilimin temel matematik (süreksiz sayı bilimi aritmetik ve sürekli çizgi bilimi geometri) aygıtı olan bu analitik düzlem, geometrik düşüncenin kafesinden başka bir şey değildir.  (Bkz. EK-A-Form: 8)

Burada bir hususu belirtmekte  yarar var;  “Evvel” ve “Ahir”, “Zahir” ve “Batın” KAVRAMLARI,  ilmin hududunu gösteren uç (ktb-ktr) ve kenar (had-hat) mefhumlardır.  (K:27-57/3 HDD)  Buraya kadar ki şekil, form, levha ve örnek formlardaki çeşitli alan ve düzeydeki “anlam çerçeveleri”ni hep onları kullanarak çıkardık. Burada bu kavramları günümüzde bilim dili olan İngilizce ve batı  batı kaynaklarına göre pro ve post , hyper ve hypo gibi uygun terimlerle karışladıktan sonra bunları da yorumlayarak nous (hukuk)  ve kaos (bilim) , nomos (lisan)  ve logos (kalb)   kavramlarına da ulaşıp, dördüncü levhayı birinci levhaya indirgeyebiliriz.

Şimdi siz bu terim, kavram ve yorumlara doğal ve normal katılmayabilirsiniz  fakat şu çok açıktır ki  bu ;  “Evvel” ve “Ahir”, “Zahir” ve “Batın” TERİM VE İSİMLERİNİN  çok geniş anlamları  var  ve  yöntembilimin kurgulama elastikiyetini ve kavram maniplasyonunun esasını teşkil eden  BİLGİ VE GERÇEKLİK ARAYÜZÜ,  bu isimlerin geometrik yorumundan kaynaklanmaktadır. Hatta  konusu soyut olan  ciddi bir tartışmada tarafların kağıt ve kalemi ellerine  alıp terimlere yüklediği anlamı, onun anlam çerçevesini belirtip karşı tarafa gösterebilmesi ve anlaşmazlıklarını giderebilmesi için  bu yöntembilim aygıtını kullanılması gerektiğine inanıyorum.

Şimdi analitik düzemin,  böyle betimli ve belirli  eksen çizgileri ve uçlarını tespit ettikten  sonra, uçlarına onlarca kavramı yerleştirdiğimiz bu zahir ve batını kutubunu içeren AMUDİ yani düşey şakul ekseni (KIRMIZI)  ile evvel ve ahir kuturunu  taşıyan MEDDİ yani yatay ufuk ekseni,  (MAVİ) kesişiminden (SİYAH) (N) NOKTA’SININ tanımladığı belli bölgelerin  ve belirli noktaların ortaya çıktığını görürüz. Bunlara dört-beş (M) noktalarıyla gösterildi. Böylece  şakul ve ufuk eksenleri,  analitik düzlemi KOORDİNATİK dört bölgeye ayırırlar.

ŞEKİL-4
KOORDİNATİK NOKTALARVE ALANALAR

Analitik düzlemdeki, kartezyenik eksenler ve  koordinatik alanlar sayesinde  oluşan bu orijinal ensiz-boysuz-yüksekliksiz nun (N) yada (M0) (merkez/mim/em) “nokta”sından   başka  bu merkezi noktadan hatlar ve hadlar ile kopyelenen  çevrel “dört nokta” ile elde  nokta M1, M2, M3, M4  dört alt merkezlerin oluşturduğu tanımlı koordinat bölgeleri  ile,  yerküresinin geometrik enlem ve boylam kafesi gibi,  bilgi dünyamıza temel teşkil edecek spekülatif bir iskelet oluşturabiliriz.

Şu şartla ki “amedim mümeddede” sırrıyla amed (vertikal) ve med (horizantal)  enlem ve boylamlardan  oluşan bu kafesin içinde kapanıp dış dünyayı inkar ederek  (bilgimizi dondurup taşlaştırarak, inancımızı durdurup demirleştirerek yada cismimizi  karartıp kömürleştirerek) merkezi taş kafa ve çevreyi  de kör bir  iskelet haline gelmeyelim. Yani bilim ve hukuk düzen ve dizgemizin,  tasarladığımız bir kurgu olduğunu ve  gerçeğin tam kendisi olmadığını,  unutmayalım.

[Eşyaları bize gösteren ışık aracılığı ile bize yardım ederken, ışığın hızının yetmediği rasat sınırının ötesini aynı aracılık sebebiyle bize karanlıkta bırakır. Görmek için gereken ışık ve nesne gibi  dış koşullardan yada beyin ve göz gibi iç aygıtlardan sadece birinin yoksunluğu, gözlemin yokluğuna sebep olması   gibi  bilmek için kullanılan  aygıtlardan sadece birisi olan koordinatla   avlayamadığımız bilgi ve gerçeklikleri de yadsıyıp  yok saymayalım. Aksi halde aşırı bencillik ve köksüz bireysellik ile  ilişkisiz ve ilişkinsiz işletim ve işlemsiz bir “nokta” olur, işsiz  kalırız. Zaten  tek nokta ile hem sağlıklı görülmez hem sağlam saptanmaz.]

Zemini ve zamanı tanımlamak ve belirlemek için nasıl coğrafik bir sistem yapmışsak manaları ve gayeleri betimlemek ve indirgemek yorumlamak ve açıklamak amacıyla “Değişen ve Gelişen DÜŞÜNCE AYNAMIZA Genişleyen BİLGİ DÜNYAMIZA ve Büyüyen SÖZ EKRANIMIZA”  dahi böyle  lojik bir sistem vazedebiliriz.

Yer küresinin coğrafik enlem ve boylam kafesi yani küresel geometrik yapı  koordinatik sistemin kapanmış halidir. Şimdi böyle bir farazi ve geometrik sistemi, vehmi ve grafik bir yöntem  olarak, İnsan ve evrene ilişkin  varlık ve kavramların  ilişkisini kuran bir aygıt olarak kullanabiliriz. Böylece  bilginin ve değerin    natural ve moral  yanlarını tümleyen bir araç haline getirebilir, her türlü yapıyı ve işlevi ,  bu dört saha ile bir dairede bütünleyebiliriz.

Böyle bir sisteme temel olmak üzere LEVHA-5  de analitik düzlemin şu formunu öneriyoruz: (Bkz.EK-B-Levha: 5)

Bu levhada yukarıdaki şekilde,  betimlenen ZAMAN-MEKAN KADROSUNUN eksenlerinin oluşturduğu;  ÜSTTE  M1 ile M2 ve  ALTTA M3 ile  M4 , GEOMETRİK-KOORDİNATİK dört bölge ile, aralarında birer beyn-i berzah bulunan LOJİKO-MATEMATİK  dört alanı temsil ettiriyoruz. Bu bölge ve alanları sınırlarında berzahlar vardır.

Bu BERZAHLAR, I-O///ayokapı oluşturan YATAY EKSEN  İLE  interface///arayüz oluşturan DÜŞEY EKSENDİR.

Berzahların  ayırdığı alanlar ise,   (üst sağ ve sol)  KELAMİ ve  ADEDİ REMZLER,  ile  (alt sağ ve sol)   KEYFİ ve KEMMİ VASFLARDIR. Şimdi zaman-mekan kadrosunun somut bir gösterge haline getirerek oluşturduğumuz   eksen ve çizgileri kullanarak, yöntem bilime temel oluşturacak yeni alan ve yüzeyleri oluşturduk. Bunların adreslerini gösterelim. (Bkz. EK-B-Levha: 5)

LEVHA-5:
(üst sağ ve sola) Alfabetik (sözel/kelami) ve   nümerik(sayıl-sayısal/adedi) ALANLAR  İLE  (alt sağ ve sola) kalitatif (nitel/kemmiyet)  ve kantitatif (nitel/keyfiyet) ALANLAR

Dikkat edilirse kullanılan analitik düzlem gibi bu düzleminde tanımlamasında kullandığımız sözel, sayıl, nicel ve nitel gibi kavramlarda temel bilimsel kavramlardır. Bu kavramlar, yöntembilimin kurgusal etkinliğine nesnel denetim ve düzeltim imkanı verirler. Aynı zamanda yöntembilim sayesinde, ortak bir felsefi dil oluşmasına, giderek felsefenin içeriksiz kalmasını sağlar. Felsefenin bilgi felsefesi ve bilgibilim haline gelmesine yardımcı olabilir. Ufukta felsefenin bilim gibi bağımsız bir etkinlik olması özlemini de çağrıştırır.

Şimdiye kadar  analitik düzlemin yatay ve düşey eksenlerinden, bu eksenlerin tanımladığı ve sınırladığı  alanları ve bölgeleri tanımlamaya, betimlemeye ve anlatmaya çalıştık. Bundan sonra bu bölgeleri biraz daha yakından tanıyıp aralarındaki berzahları yani alanlar arasındaki sınır ve duvarları açıklamakla çalışmamızı sürdüreceğiz.