E  K  L  E  R
ııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııı

1. YÖNTEMBİLİM (İLİMLER-SINIFLAMASI) 

2. Evrim Kavramı Üzerine .....................................................................

3. Birleme: Parçayı Bütünleme ve Yanlıyı Kavuşturma .............

4. İki Dünya....................................................

5. Fünun-u Medeni ve Ulumu-u Dini ...............................

6. Dünyadaki Yabancı ............................................

7. Resmi Bilimin Politik Temeli .................................

8. 4444 Sırrı: Çift Yaratılış....................................

9. İnsan Kavramının Eksenleri ...................................

10.Çağdaş Toplumsal Özümleme ....................................

11.Ümidimiz ve Beklentimiz ......................................

12.Hak ve Hakikat................................................

13.Yöntembilimin Çağrısı ........................................
 
 




1) YÖNTEMBİLİM (İLİMLERİ SINIFLAMASI) 

Her ne kadar yazı boyunca , insanbilim baz alınarak yöntembilimin tanıtılmaya çalışılacak ise de yöntembilim (ilm-i usul /metodoloji) veya kısaca metodik dediğimiz bu KURGULAMA TEKNİĞİNİN bir uygulamasını yaparak "insan bilimleri" ve"insanbilim" terimlerine açıklık getirmekte yarar vardır. Hemen ilk önce şunu belirtelim ki özel ve kişisel olarak verimli olarak kullandığımız fakat genel ve nesnel olduğuna inandığımız bu usul, her kavramsal konuda bilimsel olarak herkes tarafından işletilebilecek "görsel ve somut" bir düşünce aracıdır. Çünkü bu araç, evren İlimlerinin temeli sayılan matematik alanda geçerli olan Kartezyenik koordinatlarla oluşturulan analitik düzlemin, LOJİK kullanımıyla elde edilmiştir. 

Metodolojik bir öneri olarak sunulan bu "yöntembilim", Descartartes'in eli ile bilime hediye edilen analitik düzlem, MATEMATİK kulllanımıyla nasıl hem bir aritmetik ve geometrik bir entegrasyan sağlıyor hem sayıl ve nicel bu iki alananın birbirine dönüşümünü gerçekleştiriyor ise LOJİK kullanımıyla da, dil ve düşünce ilişkisini kolaylaştırıyor terim ve kavram çevirimini disipline ediyor. Bu işlevi ile “yöntembilim”, analitik düzlemin esası olan dairenin külliyetinden yararlanmak suretiyle teşekkül eden matematik ve lojik entegrasyonda dialektik yanlamaya düşmeden dil birliğini ve düşünce bütünlüğü veren bir metod olarak karşımıza çıkıyor. 

Ancak unutulmamalıdır ki kuramsal bir aygıt olan bu yöntembilimin genelliği, her şey anlamına gelmez. Keza nesnel bir yöntem olmakla birlikte, bütün sorunları çözen tüm soruları cevaplayan bir sihirli anahtar olamaz. Çünkü hayatta ve hakikatta her sorun ilimden ibaret değildir. Her şey için ilim gereklidir fakat yeterli değildir. İnsanlar sadece bilgiler üretmez aynı zamanda onları kullanırlar ve bunun içinde bu bilgilerden yararlanarak karar verirler, hükümler ortaya koyarlar. Sonra hükümleri işletirler uygular yürütürler ve gerçekleştirirler. Böylece soruları cevaplar ve sorunları çözerken ihtiyaçlarını kaşılar meraklarını giderirler. Böylece tasarlar, kararlar ve değerler oluştururlar, siyaset belirlerler. Hatta bu ilim icra ve hüküm kaza etkinliklerini yaparken onların yaklaşımları, tutumları, kanaatları ve itikadları vardır. Görüşleri ve inançları bulunur. İşte bu ilmin dışındaki EDİMSEL (ameliya) alanda mantıktan çok meşiet, tecrübeden ziyade vicdan devreye girer. O zaman YÖNETİM (idare) ve YÖNETKİ (siyaset) sözkonusu olacak ve yöntem orada doğrudan bir işe yaramayacaktır. Seçen akıl strateji (amaç) ve taktik (araç) belirlerken bu karar verme safhasında bölen akıl ortadan kaybolacak irade, idrakin seçenekleriyle başbaşa bırakacaktır. Ama şu da bir gerçektir ki, seçen aklın çalışmaya başladığı pratik alanda dahi, teorik kuramsal bölen aklın yöntem ile elde ettiği bilgilerin önüne koyduğu seçenekleri hazır bulacaktır. İlim burada doğrudan değil dolaylı olarak etkilidir. Kararların dayandığı bu tasarımlar ne kadar belagatlı ise seçimde o kadar isabetli olacaktır. Kararların yerindeliği tasarımların duyarlığı ile doğru orantılıdır. Çünkü bilgimiz kadar etkiriz; inancımız kadar eyleriz; düşüncemiz kadar gerçekleştirir ve tutumumuz kadar davranırız.

Yönetki (Siyasa; stratejik ve taktik) ve işlence ((TASARRUF/TEKELLÜM/TEZEKKÜR): hedef / target/ erek -- menba / source / kaynak) , her ne kadar yöntem usul; prosedür ve proses) ve düşünce ((TAKDİR/TAALLÜM/TEFEKKÜR) hüküm / niyet / tasdik -- ilm / nazar / tasavvur) den ayrı ise de bir taraftan onun çıktılarını alırken diğer taraftan ona kendi çıktılarını vermektedir. Yani siyasa ve usul, tasarruf ve takdir biririni besleyen uçlardır. 

Keza her ne kadar AKIL ( Nous-Kaos-Nomos-Logos ) hem teorik akıl (kalb / nazariye / kuram) ve pratik akıl (lisan / ameliye / edim) olarak hem objektif akıl (ilim / afaki / nesnel) hem subjektif akıl (hukuk / enfüsi / kimsel) olarak birbirinden ayrı ise de bu girdi-çıktı bağlantısı ve alış-veriş ve ilişkisi ile teori-pratik kompleksinin birbirine bağımlılığını da unutmamak gerekmektedir.

Bu kısa tanıtımdan sonra şimdi bu yöntemin bir ürünü olan bir ilim tasnifi yaparak; (ŞEMA-2:İlimler sınıflaması) de sunulan analitik ilimler sınıflamasında insanbilimin, insan ilimlerinden farkını göstermeye çalışalım. Ancak şunu hemen hatırlatalım ki bu kadar kavram yoğunluğu karşısında 2 numaralı şablonu yazının yanına koyup, anlatılanlara bakarak, görsel imgelemimizi işletmek zorundayız. 

Şablondan yararlanırken iki tip koordinat kullanılacaktır. Birincisi, yukarıdan aşağıya ve sağdan sola, dik (+) ortagonal eksenler; ikincisi, sag üst köşeden sol alt köşeye ve sol üst köşeden sağ alt köşeye, çapraz (*) diyagonal eksenler.

ORTAGANAL (+) DİK EKSENLER

ŞUHUDİ ve lisani yani gözlenen;

ufuk (afak) üst yöne, hayat alanına yani kozmo(S) ucuna; "Evrenbilim"

(Kozmoloji)i yerleştirdiğimiz gibi bunun opoziti  GAYBİ ve kalbi yani gizlenen; 

enfüs alt yöne, şuur alanına yani homo(S) ucuna;"İnsanbilim"

(Homoloji)i koyuyoruz. Bu yönleme ile ESZAMANLI düşey eksenin uçlarını elde ettikten sonra şimdi sıra, ARDZAMANLIyatay eksenin yanlarına geldi: KABLİ yani önceye; öznel/sentrik olan eşhasi (kimsesel) sağ yöne kural (Yasa) alanına yani conscious (vicdan) yanına; "HUKUK"u yerleştirdiğimiz gibi bunun kontrası BAD’İ yani sonraya; nesnel/periferik olan eşyai (nesnesel) sol yöne ölçü (Birim) (matematik) alanına yani lojik (mantık) yanına; "BİLİM" i (sciens), koyuyoruz.

Bu yaptığımız kurgulama ile çalışma yapacağımız ilimler alanını; düşey eşzamanlı ve yatay ardzamanlı dik kesişen (+) eksenlerle belirledik ve bu (+) nın uçlarından; üste EVRENBİLİM, alta İNSANBİLİM, sağa HUKUK ve sola BİLİM kavramlarını yerleştirmek suretiyle temel bilim yönlerini belirleyerek bir ilim tasnifi elde ettik. Bu kategorik şablonlama ile lisan, kalb, ferd ve cemiyetten oluşan bir İNSAN mefhumunun geometrik kafesini kurguladık ve kelamın, ilmin, eşhasın ve eşyanın oluşturduğu İNSİ mevcudatın koordinatik referanslarını elde ettik.

Şunu hemen belirtelim ki yapılan bu kurgu kesin bir sistem değildir; katı bir yapı olamaz. Kurgulama demekle yapılan belirlemeler temelsiz uydurmadır, körü körüne düzmedir, demek istemiyoruzBu şema bir atma değil bir değer atamadır. Atanan değerleri . Bir deneme ve görme, değiştirme ve düzeltmedir. Bunun için elde edilen dizge ve düzenler, bağlam ve bağlantılar, değişmez bir şema ve sürekli bir tasarım olarak düşünülmemelidir. Çünkü her türlü evrensel sistemleşmeye karşı olan yöntembilim böyle kesin formlar ileri sürüp önermez ve değişmez şablonları onamaz. Sadece değişebilen ve gelişebilen uygun şema ve şekilleri ortaya koyar ve gerçeğe yaklaşmaya çabalayan bir model elde eder ve daha doğru bir denemeyi tasarlar. 

Zaten önerilen ilimler sınıflaması sadece dünyaya ilişkin fen ilimlerini nazara alan bir bölümlemedir. Zaman ve zemin kadrosu dışındaki ukbayı da içeren din ilimlerini ele aldığımızda daha farklı bir ilimler tablosu daha kapsamlı alanlar tablosu da ortaya koyabiliriz.  Elbette yöntembilimin genel ve sabit kartezyenik formları vardır. Tümel ve daim koordinatik normları olabilir. Ancak bu form ve normlarla elde edilen tabloların kullanılması bilime ve konusuna göre değişir. Ortak formlara göre kurulan kurgunun içeriği kişiye ve bakışına farklılıklar arz eder , örneğin bu yöntemin genel form ve tümel normlarına bağlı kalarak siz aynı eksenleri kullanıp doğru ve gerçeğe yakın yada amacınıza ve işlevine uygun daha verimli başka bir ilimler sınıflaması elde edebilirsiniz. Şimdi biz konumuz ilimler sınıflamasına dönelim ve kurguladığımız tabloya bir göz atalım: 

Lütfen şemaya bakarak kurgulanan bu koordinatımızın dik kesişen ORTOGONAL (+) çizgilerin (eksenleri) nin analitik düzlemimizi dört bölgeye ayırdığını görünüz. Dört bölgeyi ayıran, sağa ve sola yönelen yatay (x) apsis ufuk ekseni ile yukarı ve aşağı yönelen düşey (y) ordinat şakül eksenidir. Kartezyen koordinatların DİK KESİŞEN İKİ ÇİZGİNİN, analitik düzlemi, DÖRT ORTAK KOMŞU BÖLGE ortaya çıkarmasına herkes aşinadır. 

Bu bölgelerin her biri, “yer ve konum” (örneğin “sol” “üst” gibi) bakımından ayrıldığı gibi birbirinden değişik “renk”ler (mesala kırmızı) ve “simge”ler (örneğin yüzde işareti) ile göstergelenerek ayırdına vardırılmak istenilmiştir. Böylece soyut kavramların bağlamları, geometrik bağlantılarla ilişkilendirilerek somutlandırılmıştır. Üstelik oluşan resimlenmiş şemayı eline alıp gözünüzle bakabiliyorsunuz. Birde bunları kafanız yerine dosyanızda saklayabiliyorsanız düşüncenizin uçup gitmesini de önlemiş oluyorsunuz. 

Bu dik kesişen ufuk ve şakül kartezyenik koordinat eksenlerinin ayırdığı dört bölgeden üst sağ ve sol iki bölgenin oluşturduğu birinci gurubu evren kümesi, alt sağ ve sol iki bölgenin oluşturduğu ikinici gurubu insan kümesi olarak kurguluyoruz. 

Spekülasyonumuza devam edersek, üstteki birinci gurubu, sol tarafa, alttaki ikinci gurubu sağ tarafa yaslayarak iki karma gurub daha elde ediyoruz. Bunlara sol aks, ve sağ aks diyebiliriz. Bu guruplardan birincisi ÖZDEŞLİK İLKESİ (MANTIK / AXIOM) ikincisi ise ÖZGÜRLÜK İLKESİ (MEŞİET / PRENCIPLE) olmak üzere birincisi nedensellik yani illet zorunluluğuna edilgin halde ikincisi amaçlılık yani akibet amaçlılığına etkin halde bağlıdırlar. Burada aksiyom ve mebdeyi İLKE ve prencsip ve umdeyi ÜLKÜ ile karşılamak, kavram karışıklığını önler. FKB ilimlerinde olduğu gibi PSL ilimlerde tek anlamlı kelimeler ve teknik terimler elde etmeyi öneren yöntembilimin yoluna da uygun düşer. 

Bu bölgelerin her birine, verilen tanımlara uygun ilimleri, uyumlu bir şekilde yerleştirme denemesine girişelim:

AYNİYET / İDENTİTY / ÖZDEŞLİK 

Önce eşyai alanda ağırlıklı olarak kullanılan kabli ve külli ÖZDEŞLİK ilkesiyle (ilmi ve nazari aksiyom) yapılan ve mantığın ve matemetiğin (ratio/mathematic) birlikteliği ile yürütülen üstteki “EVRENBİLİM” (KOZMOLOJİ) in lisani/linguistik ülkesine bakalım; Üst tarafta sağ ve sol yanınında yeşil ve kırmızı iki eyalete ve bölgeye yer almaktadır. Bakalım bu renkli memleketin özellikleri nedir?

Sol-üst (KIRMIZI) (%) hipotetik bölgeye Fizik, kimya ve Bioloji ile FKB tabiat ilimleri adresliyoruz. Bu alanda, sadece bu temel disiplinleri değil diğer fiziki evren ilimlerini de örneğin coğrafya, jeoloji, mineraloji vs.. gibi alt bilimleri de nazara alıyoruz. Bu, TABİAT "doğa ilimlerinin” hepsine (KOZMOĞRAFYA) diyerek bu sol-üst köşeyi "evrenbilim" (kozmoloji) den kuramsal olarak ayıralım. Burada kullanılan Hipotetik gösterimi olan (%) yüzde işareti evren bilimlerinin kanunlarının genel karakteri olan istatistik yasaları tanımlar ve bu alanın, mükevvenatın hem imkan ve ihtimalin olanaklı ve olasılıklı yaklaşık hem kayıt ve şartların bağlı ve koşullu bilgilerini taşıdığını göstergesidir. 

Her ne kadar doğa ilimlerinde araştırmaların konusunu teşkil eden olayların muayyen denklemlerle ifade edilen mutaları, sabit kanuniyetler halinde ortaya konulmakta ise de bu determine yasalar, en genel anlamda, istatistik yasaların özel halleri olarak görülürler. Mesela mikro alemdeki rölativitenin matematik kesinliği, mikro alemde kunatumun istatistik belirsizliği ile kuşatılmıştır. Kaldı ki son gelişmeler ile 1925 adresli ışık hızının sabitliğine dayanan izafiyet yeni tespitlerle sallantıdadır.

Diğer taraftan Belirlenen ölçüler, bizim konulu saniye-santimetre-gram birimlerimizle ortaya konulmuştur. Emprik saptamalar böyle oluşturulmuştur. Tanımlanan ilişkiler, aklımızın indirgemelerine dayanan soyutlamalarla betimlenmiştir. Lojik kesinlikleri buradan kaynaklanır. Kısaca orta ölçekte salt ve kesin yasalar ortaya koyabiliriz fakat mikro ve makro ölçeklerde koşullu ve varsayımlı mevcuuttur. Nitekim bir zamanlar zaman ve mekanı salt(mutlak) alırken Einstein onları izafi ve mütehavvil hale getirmişti. Onun kesin ve değişmez hale getirdiği “ışık hızı” ayni akibete uğrayacak görünüyor. Geçici ve değişken doğayı, kesin ve ölümsüz hale getirerek salt bir varlık halinde kurgulamasının yanlış olduğunu bilim felsefesi ötedenberi uyarmaktaydı.

Sebep (aktör) kavramında müessir (faktör) kavramına geçen mantıki emprizmin somut faktum ve soyut fiktif aktörleri iki ayrı kategöri halinde, Descartes’in senkronik uzam ve düşünce parelelizmden öteye götürememesi eleştirilmiştir. Kant’ın numen ve fenomeni ayırması bir inceleme disiplini ortaya koymuştu. Ancak ikisi arasında yeterli organik bağlantı kurulup bireşim sağlanamadığından bu eklektik sistem, kolay bir yol olan yoksaymak ve sıradan bir çözüm olan sorunu ortadan kaldırmak yöntemiyle “görünmez” numen inkar edilerek meydan fenomene bırakıldı ve olaylar pozitif sayıldı. Fakat negatif numen, yok sayılmakla ortadan kalmayacağından fenciler, nasıl olupta dinin ayakta durduğuna şaşıyorlar. Onların bu geçici ve yalancı çözümle yaptıkları aldatıcı birlik, gerçek tevhidle değiştirilmedikçe bilim, sahte dinciler ve sözde felsefecilerin elinden kurtulamayacaktır. Bunun içindir ki, yöntembilim, Doğa bilimlerinin yapılmasına karşı çıkmaz. Ancak salta erişmek ve gerçek birliğe kavuşmak için, Fail (akt) ve Alim (fikt) bir Sani-i (master) Hakim, Kadir......(nomos)’i, sadece doğa bilimleriyle (fkb) değil, teknik, etik ve (psl) vs.. bütün bilgi kaynaklarının entegre edilmesiyle, tanımaya çağırır ve tanımlamayı öngörür. Bu bütünleme ve işbiriliği ise, gerçeğe yakın ve yararlı bir ilimler sınıflaması yapmayı gerektirir. Bu yöntem gereği getirilmeden, doğruyu ve gerçeği aramada, doğa bilimlerinde kullanılan özdeşlik ve nedensellik ilkelerinin tek başına yetersizliğini kanıtlar. Bu epistemolojik gayretimizde , grafik (deskriptif) ve gnostikten ( diakronik ) ibaret logik entegrasyonun öbür tarafına geçelim. 
 
 

Sag-üst (YEŞİL) (!) kategorik bölgeye ise; Bu FKB bilimlerin uygulamaları sayılabilecek mühendislik ve muhasebelik teknik bilim bilimleriyle ilk temel teknik gece-gündüz yaz-kış olayları ve küresel geometri tatbiki olan evren tasvirimizin temelini teşkil eden astronomiden yüksek teknolojiye uzanan medine=şehir etkinliklerine kadar bir dizi ilimleri de TARİH "döne ilimleri" (KOZMOGONİ) diyerek "evrenbilim" (kozmoloji) den ayırlım. Belirli teknik ile tekil tarihin bu bölgede birleştirilmesi ilk bakışta eleştirilebilir. Fakat her ikiside kesinlikte birleştirilebilir. Burada kullanılan Kategorik gösterim olarak kullanılan (!) ünlem işareti tarihi vukuatın katiyetini ve geometrik hatların muayeniyetini gösteren netlik simgesidir. Olmuş ve bitmiş olaylar ve olgulara ilişkin bilgiler ve kesin takdirin tartışmasız somut varoluşu ile analitik ve soyut belirli ve belli geometrik ve biçimsel veriler ve anık tasvirin kuşkusuz soyut özünün bir arada bu bölgede toplanması; özgür ve özgün tarihle ölçülü ve düzgün hendesenin mahiyet benzerliğinin ilginç bir “karşıt-eş” uyumdur. 

Teknik ve tarih, biri kulun öbürü yaratanın sanatı olarak bilim ve felsefe de bir inanç sorunu ortaya çıkarmazlar. Teknik ve tarihin içerikleri verilerinin kullanılması, bilgilerin işlenmesi ve olguların yorumlanması günlük ve gündelik işlerimizdir. Bu iki alanın kesinlikten başka bir özelliği daha var bize menfeat ve maslahat vermesi ve dünyevi faideler ve meyveler devşirmesi yani EMİK bir saha olmasıdır. Etik bir hizmete dönük olmayan yaşantı ve durum, ister bir hizmete ister bedevaya dayansın bir ücrettir emik. Bir ihtiyaçtan doğar. Oysa doğanın araştırılması, tasvir edilmesi ve saptanması, fkb ilimleri bir meraktan kaynaklanır. Keza fizik, kimya ve bioloji ile canlı ve cansız nesne ve organizmaların belirlenmesi nasıl bir grafik (fehm) bir sorunu ise, tekniğin kullanılması ve tarihten yararlanılması da gnostik (fıkh) bir sorundur. Hem kozmoğrafaya hem kozmogoni bir bilgi konusudur. Malumat (grafik tanımlama) ve marifet (gnostik betimleme) bilgi konusudur. Fakat tekniğin biçimi geliştirilmesi ve tarihin neliğinin aydınlatılması bir bilim (lojik) sorundur. Konu kosmoz ise elbette kozmoloji yapmak elbette zordur. Fakat biz disipliner bir tarzda doğa ve döneyi araştırma ve incelemeyi sürdürürsek işimizin zamanla kolaylaşacağını umabiliriz.

Artık evren bilimlerini böyle doğa ve döne bilimleri olarak iki ayrı kategoriye ayırdıktan sonra kozmonomik bilim ve kozmogonik tekniğe merbut sağlıklı bir kozmoloji yapabiliriz. Böyle bir proje, FKB’nin bir parçası olan astronomiden bir nevi tabiat grafisi çizen kozmoğrafyaya oradan da tabiat ve tarihi kuşatan kozmolojiye çıkmak; süfli alemin koatik istatistik yasalarıyla ulvi alemin kozmotik determine yasalarını birleştirmek; mikro zerreler dünyasıyla makro kürreler dünyasını bağdaştırmak ve bu birlik ve bütünlükle kainatı tanımanın ve anlamanın evreni bilmenin ve yorumlanın geniş ve yüksek bir yolunuda açmak olacaktır. Zaten birleşik alan teorileri bizim bu tevhid arayışımızın fenne yansımasından başka bir şey değildir. 

Mazinin kati ve vaki mevcudat ve hadisatın kozmoğrafyasını belirleyen tarihini araştıran fakat aynı zamanda da tabiatta atinin ihtimali ve imkani değişim ve dönüşümünü gözetleyen kozmonomiyi de gözardı etmeyen ve fakat onlara dahi "mahkum" olmayan bir KOZMOLOJİ (İLM-İ KAİNAT) hem önümüzün ufkunu açacak hem yükselmemizi engelleyen ağırlığımızı azaltacaktır. Sabit ve daim ilkeler ve temellerden kopmayan bir ilim ve ibadetle ama zemin ve zamandaki değişme ve gelişmeyi de yakalayan canlı hakikatlı bir bilim ve diri bir hakkaniyetli bir hukuka dayanan marifet ve mahabbetle genişleyerek ve yükselerek büyüyeceğiz.

Tabiat ve tarih araştırmasını böyle disipliner bir çalışmaya emanet ettikten sonra bizim Kainat incelemelerimizi, özgür ve özgün olarak doğru ve gerçeği yakalamak üzere verimli bir şekilde sürdürebiliriz. TEKNOLOJİ’nin merkezine yerleşin ve compüterik destekle insanı teknolojinin esiri hale getiren sibernetik, ancak bu şekide yapay canavar olmaktan çıkarılacak aynı zamanda EVRENBİLİM; dünyayı, kainatı ve alemi, tabiatı ve tarihi daha insanca anlamamıza ve daha derince yorumlamamıza vesile olacaktır.

EVRENBİLİM

Şimdi biz soyut kırmızı ve yeşil kavramlardan biraz daha somut varlıklara geçelim: İlki doğanın bir parçası dünya yani arz ikincisi tarihin ve toplumun bir uzantısı medeniyetyani şehir. Acaba KAİNATTAN, doğayı ve tarihi yada EVRENDEN, arzı ve şehri kuramsal olarak ayırırsak geriye kalan nedir ? Doğa bilimlerinin konusunun üstünde ve uygarlık etkinliklerinin dışında bir bilim “alanı", bir etkinlik "nesnesi" var mı ? Varsa bu alan veya nesne evrenbilimin konusu yapabilirmi ? Evet, LİSAN diye bir alan varsa, NOMOS denilen bir nesne varsa evrenbilimin alanını ve konusunu teşkil eden KAİNAT adı verilen bir ARAYÜZ olmalıdır. Nasılki insan ile insan arasında dil arayüz ise, insan ile insan arasında bilim bir berzah ise, kainat dahi Yaratan Rab ile yaratılan abd arasında bir iletişim aracı ve etkileşim ortacıdır. Eğer Yaratan Rab yoksayılırsa, yaratılan doğa ve insan, onun yerin alır. Evrenbilim”e gerek kalmaz. “Zaten tanrı olanın insanın ! bilime dahi ihtiyacı yoktur. Eyleme hacet kalmaz. Evren onun uşağıdır. Akla karşıt ve gerçeğe aykırı bu saçmalıklar, ister dinci ister fenci olalım, bizim evrenbilim yapmamız gerektiğini göstermektedir. 

Zaten din, bize asar ve zuhur perdesinin ötesinde “esma ve sıfat aleminin” varlığını haber vermiş, felsefe, özellikle Russel’in önem ve değerini yitirmediğine işaret ettiği gibi Platon’un “idealar dünyası”nın yada I. Kant’ın ifadesiyle “Noumenon” aleminin varlığını kanıtladığı bir “alan” mevcuttur. Kaldıkı fen ve felsefecilerin çoğunluğu, dine ve kitaba inanmasa bile tanrının varlığını tanırlar ve gerekliliğine inanırlar. Ateist olanlar bile, doğanın ya da başka bir nesnenin tanrısallığını varsayarken metaafizik bir gücü ve ontik bir sonsuzu kabullenirler. Öyle ise, dil üstü ve bilim ötesi bu “obje”ye ulaştıracak araç bulunmalı; bilgi ve inancın, akıl ve kalbin, fen ve dinin birleşik gücünü kullanan yöntem(bilim)den yararlanan insan(bilim) ve evren(bilim) olmalıdır. Ancak bu iki gelişmiş kanat ile numenin idealarında gezinti yapabiliriz. Ancak siN sırrı ile Ben ve can aşkı ile, tin ve ten arkadaşlığı ile, Namus-u eNe ve Nefs ile Mesafaleri aşabiliriz. Gözümüzü ve gönlümüzü açar; tözümüzü ve tozumu anlar; közümüzü ve sözümüzü aydınlatabiliriz. Belki bazıları bunu bir anda veya bir gecede yapar veya yaptırılır. Bazıları da bin anda veya bin ayda yapsa ne çıkar ? Az veya çok mesai harcayalım fark etmez. Önemli olan sonuçtur. En son uç, hep yada hiç olacak, var ya da yok olacak önemli olan budur. 

İşte bu noktada (bilim) soneklerinin işaret ettiği söz; (loji) tanımlarının gösterdiği LOGOS nedir ? Evet, tanımladığımız bu özelliklere uyan biricik insana yol gösteren insanüstü kaynak ve sonsuz ışık “bilim” ne olabilir ? FKB ilimlerin gösterdiği gerçeklerin “güzel” teknik ve estetik varlığının ötesinde VAR OLAN ve PSL ilimlerin ilettiği “iyi” epistemik ve etik varlığın üstünde BİR OLAN mana ve ideal nasıl bulunacak ? Yaptığımız ilimlerin tevhidi ve gerçekleştirdiğimiz etkinliklerin entegrasyonu ne ile sağlanacak ? 

Yöntembilimin reel dayanaklarla rasyonel olarak kanıtladığı gibi mahsusat ve makulatı anlamlı kılan ve mekşufatı besleyen yüce nur ve meksubatı amacına erdiren bu yüksek rehber; ancak ve ancak menkul “kelam”KUR’AN-I HAKİM’dır. “Evet, söz Odur. Ve Ona derler. Hak olup, Hak’dan gelip Hakk diyen ve hakikatı gösteren ve nurani hikmeti neşreden Odur..” (SÖZLER , B. Said NURSİ. 7.SÖZ,sh.43)

Yöntembilimin bir ucu olacak evrenbilime olan ihtiyacı; fen, felsefe, sanat ve din etkinliklerine olarak baktığımızda her halde daha net anlayabiliz sanırım. Her ne kadar biz ilimler tablosunda, temel etkinlikler olan bu dört sahayı göstermedik. Zira bu tablonun konusu ilimler, etkinlikler değil. Tablomuzda sadece bu etkinliklerimizden biri olan fenni yani ilimleri gösteriyor. İşte bu FKB ve PSL ilimlerininin ve onların uygulamaları olan teknik ve edimi olan emik’in her biri kainata ve insana başka bir açıdan bakar. Bilgi alanı olan epistemik ile değer alanı olan etik yanların ontik bütünlüğünü nasıl kurulacağını bir kenara bıraksak bile görünen çeşitliliği tümlemek tasasından kendimizi kurtaramayız. Mesela üst tarafta yer alan fizik, kimya, bioloji gibi evren bilimlerinin her birini evrenin ayrı sferini nazara alır ve evrenin başka bir alanını görür. Hatta bazan aynı türün aynı sferin çeşitli ilimlere bakın değişik yan ve yönleri bulunur. O zaman bu değişik yönlerden farklı görülen ve parça parça bakılan evrenin , objektif ve nesnel varlığını ele alan genel bir bilim neden aranmasın? Felsefedeki panteizmi düzeltmek yada dindeki vahdet-i vucudu aydınlığa çıkarmak için kainatın hayat-ı sariyesini arayan bir insana böyle bir evrenbilim yardımcı olamaz mı ? Doğa bilimlerinde tasvir, tarif ve tespit edilen SANAT VE HİKMET gerçeği, teknik ilimlerde mühendislik ve muhasebede, historik alanda tarihi ilimlerde TAKDİR VE KADER konusu, bizden, evrenbilimin birliğini ve bütünlüğün isterler. 

Malumdur ki doğa ilimleri evrenin tümünü değil bir türünü, bir parçasını ele alırlar, gözlerler, incelerler ve araştırırlar. Bütünün parçaların toplamından fazla olduğunu ilan eden "yapı" (strüktür) gerçeğini nazara alırsak her halde doğa bilimleri tuğlalarından inşa edilecek "evrenbilim" binası dahi her halde cüzlerin toplamından farklı bir kül olacaktır. Her halde buna dair ilim de diğer evren bilimlerinden başka olacaktır. Keza tarih (döne) ilimleri yada uygarlık etkinliklerinde evren o etkinliğin bir parçası yada bir ucunu teşkil eden araç halindedir. Oysa "evrenbilim" de kainat kitabı, mekan ve zaman bütün kadrosuyla bir bütün alandır; cihan ülkesi doğa varlıkları ve tarihi olayları bütün görünümüyle bir tüm objedir; alem sarayı, eşya ve eşhas tüm asarı ile bir kül şeydir. Böyle bir ilim, tarihi sürecin “patlama”larının hayatın doğum ve ölüm fazlarının üstündeki doğruları ve gerçekleri bilmek; doğal yapının hayat ve şuur dokusunun dışındaki güzellikleri ve iyilikleri görmek kısaca kainatın anlamını ve amacını ortaya çıkarmak için pek çok muhtaç olduğu bir etkinliktir. Bunun için insana asla lüks sayılmamalı ve insana fazla görülmemelidir. Yoksa bu bilgileri kaybetmek ve bu değerleri yitirmekten başka yaşamın infilaklarındaki vahşet ve dehşetini behimi hayatın geçici eğlenceleriyle unutmak ve düşüncenin enginlik ve derinliğindeki zenginlik ve yüceliği meşguliyet endüstrisinin yalancı oyuncaklarıyla değiştirmek gafletini düşeriz.

Şayet fkb (doğa ilimleri) fenlerinden ve emik (teknik ve tarih) uygulamalardan yararlanarak evrenbilimi kurmazsak, Bigbang teorisinin tasvir ettiği gibi büyük bir infilakla başlatılarak bizim hizmetimize verilen dünya ve teknoloji nimeti ile “RABBİLFELAK”İ örtme onursuzluğunu yükleniriz. 

Şimdi “RABBİNNAS”İ görebilmek için eşhasi alanda ağırlıklı olarak kullanılan kabili ve umumi ÖZGÜRLÜKilkesi (hükmi ve ameli prensip) ile yapılan ve kelam ve hukukla (logico/nomothetic) birlikte yürütülen "İNSANBİLİM" (HOMOLOjİ) ülkesine kalbi/intellektik olarak bakalım

Burası bir siyah diğeri beyaz olmak üzere iki eyalete ve bölgeye ayrılır. Bu siyah-beyaz ülke, yukarıdaki yeşil-kırmızı renkli ülke görünür ve çekici değil aksine gizli ve iticidir. Fakat birincinin arkası karanlık ve korkunç iken burası aksine önünün renksizliğine rağmen ardında aydınlık ve sevimli uçsuz buçaksız bir dünya vardır.

HÜRRİYET / LİBERTY / ÖZGÜRLÜK

Sag-alt (SİYAH) (?) problematik bölgeye Linguistik, psikologi ve sosyoloji’yi yani PSL "BEŞER ilimleri" ni adresliyoruz. Buraya HOMOĞRAFYA, (ilm-i BEŞER) diyoruz. Doğaya ilişkin tasvirci ilimlerin ters eşi, insana ait bu tasvirci ilimler sürekli fkb ilimleriyle karıştırılmıştır. Buradaki Problematik temsilcisi (?) soru işareti sorulu ve sorunlu bir alanla karşı kaşıya kaldığımızı gösterir. Ayrıca fennin temeli olan metodik şüpheye dahi işaret eder. Kuşku ve merak, bilinmeze karşı ve çepeçevre kuşatana doğru, bir gerilim ucudur. HARS alanı olarak ayırabileceğimiz bu alan, HİKMET ve onun eşanlamlısı olarak kullandığımız FELSEFE’nin fenne yansımış yanıdır. Yöntembilime en yakın ilimler, dilbilim, tinbilim ve toplumbilimdir. İlmi beşer ile insan türünün gelişimini ve KÜLTÜR adı altında gerçekleşen insanlığın değişip gelişerek varoluşu anlatılır.

İnsanı; bireyi ve toplumu bütün boyutlarıyla araştırmak ve incelemek dili ve düşünceyi tüm yapı ve işleviyle ele almak zor olduğunda bu çalışma alanını toplumbilim ruhbilim ve dil bilim diye paylaşmak elbette gerekli ve yararlıdır. Ancak yöntem sorunu çözülmedikçe verimli bir neticeye ulaşılmadığı, uygarlığın ilerlemesine rağmen insanın en az eskisi kadar mutlu olmamasın bellidir ve dökülmekte azalmayan kanlar da bunun kanıtıdır. Resmen tedrisi yapılan bu ilimlere rağmen insan kendini gereği ve yeteri kadar tanımıyor. Çağdaş anayasalara rağmen hala insan hakları sorunları yaşanıyor ise, öldürenler uygar ülkeler, öldürülenler geri kalmış ulusular ise, PSL bilimlerinin, konusu olan insanı tam tasvir etmediği, bütün gerçeğini ortaya çıkarmadığına hükmetmek gerekecektir. 

Bu sağ alt köşenin işaret ettiği yer, ilimlerin en gelişken ve değişken kısmını toplayan bir bölgedir. Çünkü doğa dairesinin ortası ve tarih ipinin ucu burasıdır. Sağ altta siyah soru imgesi sorular ve sorunlar kümesidir. Onun için insanın düşünce ve dilinin pozitif-interaktif etkinliğini göstergeliyen, insanın birey ve toplum etkileşimini görüngüsü elbette siyahtır. Tümlüğü ve sonsuza yönelen gezintinin anlatıldığı bölge böyle sualle işaretlenir. Gelişmeye ve yetkinliğe doğrulan bir yolculuğun serüvenin yazıldığı bir yer sorunlarla ve sorularla doludur. İşte bu sağ alt sırlı ve karanlık bölgeyi, merak aleti ve sual aygıtı olan aklın sorunu olarak bırakmak için (?) işaretini kullandık.

Belki beyinlerinin sol lobunu işletmeye alışan ve onu sağ lobla birlikte çalıştırmakta güçlük çekenlerin, bu P.psikoloji, S.sosyoljik ve L.linguistik bölgeyi analitik ve lineer bir dil ile tasvir etmeye uğraşmaları “fi amedim mümeddede” hapishanesine girmekten başka bir şey değildir. Çünkü tarihin ve olaylar silsilesinin başı ve sonu görülemiyorsa ve doğanın ve varlıklar dairesinin özeği ve çevresi bulunmuyorsa mekanda ya da zamanda kurduğumuz bütün iskele ve kafesler insana hapishane olmaktan başka bir şeye yaramaz. Şimdi bu hapishanenin tutuklularının hepsi ölüme mahkum ise, içeride isyan ve kargaşadan başka ne beklersiniz. 

Düşüncede analitik çizgilerin dokuduğu örgüyle kapalı kalan insanın karanlığı aydınlatılmadıkça; dilde lineer hatlardan oluşan perdeye yansıyan insanın gerçek boyutu ortaya çıkmadıkça ve toplumda dipol eksenlerin kıskacında salınanın önü açılmadıkça insan mutlu ve kutlu olamaz. Yarım resmi bilim ve yanlı sözde felsef1en ile kurulan PSL’lerin ve insanlığa musallat olan dinleşmiş ideololojilerin belasından kurtulmak için bu alanın yıldızı olan “yöntembilim”in olgunlaşıp parlamasını beklemekten başka çare yoktur. Ama bu bekleyiş ümidinizi kırmamalı. 

Çünkü doğmatik resmi bilimin ve septik sözde felsefenin dayandığı bu identitik bakışın ve analitik düşüncenin temelindeki bu acaib ve garaib soru işaretinden ünleme işaretine geçmek için gerçeğe bağlı olmakta etken olmak gerekecek; doğruya yandaş olmakta içten bulunmak yetecektir. Bu özerk vicdan ve özgür akla dayalı önyargısız ve saplantısız bilimsel araştırma ve özgün düşünce, felsefeyi içerikten ve hikmeti saçmalıktan kurtaracaktır... İnsan kendini tanıdıkça kodlandığı hüsn ve ihsanın çevirimi olan bitmez güzelliği ve tükenmez iyiliğe hayr ve kemal yolunda olanca hızıyla ivmelenmektedir. İlmin uyarıları ile Uyuyan gözler uyandıkça çağdaş medeniyetin ürünü olan halihazır tanımasız ideolojiyi ve teşekkürsüz teknolojiyi bu parlak cemalin ışıltısı ve şu yaldızlı hayrın parıltısı kendine getirmesi için belki fazla beklemek gerekmeyecektir. Çünkü düşünen ve konuşan toplumlar, milletler varoldukça; bilim ve bilgi gizlenemez, yalanlar ve yanlışlar gerçeği örtemez, aldanma ve aldatışlar sürdürülemez. Demek karanlığın ve siyahlığın açılması düşünme ve konuşma özgürlüğüne bağlıdır. Yöntembilim de, bu özgürlüğün özünün köküdür.

Sol-alt (BEYAZ) (#) entegralbölge, sol-üstteki deki kanuncu ilimlerin antisi ve sol alttaki yöntemci ilimlerin paritesi olan normatif yani kuralcı insan ilimleridir. Buyruklar ve Yasalar ilmi olan din, ahlak, gelenekler, örf ve adetleri ve belki hukuku ilmini buraya yerleştirelim. İdare ve iktisad yani ekonomi-politik hem bir ilim hem bir sanat olarak siyaset ve ticareti çeşitli boyutlarıyla burada ele almak mümkün. Bu süre giden ve gündelik nlarda "NAS İlimleri" (HOMOGONİ) olsun. Burada entegrali temsil etmek üzere kullanılan (#) diyez işareti insanın bir başka derinliğini yada değişik bir başkalığını gösterir. Sağ alt bireysel ve tabiata dönük ; sol alt ise toplumsal ve tarihe dönük yönüyle insanı simgeler. Sol alttaki nas ilimleri, aynen sağ alttaki beşer ilimleri gibi mutlaka açılan gaybi bir kapıdır. Bu gizlenen UKBA dünyası; sol üstteki gözlenen Alem-i DÜNYA’nın karşıt eşidir. Bu gizlenen alan, mitik, misterik ve mistik bir alemden başka din, dininin, ahlakın ve hukukun içindeki tabiat üstü ve tarih ötesi gerçeğin mekan ve zaman kadrosu dışındaki özünün mutlaklığını da saklar. Bu mutlaklığı sağ üst köşedeki ünlemin katiliğinden ayırmak için dört köşesi açık bu işaretten başka özgün bir simge bulamadık. 

Türkçe sözlüğün; "memelilerden iki eli olan iki ayak üzerinde dolaşan, sözle anlaşan, aklı ve düşünme yeteneği olan canlı" diye tanımladığı (Yunanca: anthropos, latince :human) insan, evren gibi kendini kendinin yani ilmin konusu haline getirmektedir. Bu insanbilim yada insan ilimlerin alanları nasıl belirlenecek ? İnsanın tekini ingilizce ifade etmekte person / man veya topunu ifade people / public Türkçe de adam / can Arapça da adem ve insan, beşer ve nas terimlerinin etimolojik kökünü bulup insanbilime ve insan ilimlerine terimolojik bir seçim yapmak ve kavramlar vazetmek, insanbilimcilerin işi olmalı.

Ancak biz yukardaki soruyu burada da sorabiliriz: PSL (PSİKOLOJİ-LİNGUİSTİK-SOSYYOLOJİ) deki dil alanındaki beşer ilimleri ile Hukuk-Ahlak alanındaki nas ilimleri, dışında genel ve nesnel bir objesi ve konusu olan bir "insanbilim" (HOMOLOJİ) kurabilirmiyiz ? Yukarıdaki cevabı verecegiz: Sağdaki bögenin insanı parçalayıp incelediğinden soldakininde çeşitli felsefi kuramların ve kurguların değişik dini öğretilerin ve yorumların etkisinde olduğundan; insanın bütününün bir ilim konusu haline getirilmesinden yanayız.

Bunun çeşitli gerekçelerinden biri “Hümanizma” denilen Eski Yunan ve Latin kültürünü en yüksek kültür örneği sayarak orta çağın tutucu düşünüşüne karşı 14.yy doğan ve insanlık sevgisini ve insanın ululuğunu en yüce amaç ve olgunluk sayan “insaniçinci” öğreti ile bu görüşün zıt eşi "İskolastik" denilen "her şeyin insan için yaratılmış bulunduğuna ve evrenin ereksel nedeninin insan için olduğuna" ilişkin insanmerkezci (antroposentrik) görüşün çekişmesinin özünün ortaya konulmasıdır. Bu noktada insanbiçimci (antropomorfik)ilkel ve yanlış görüşü bu yaklaşımlardan kesinlikle ayırmak lazımdır. 

İnsan kendini ele alacak, ama kendinden kurtulamayacaksa kendisinin ilmini nasıl yapacak ? Hep insanın karşımıza çıkacaksa ondan nasıl kurtulacağız veya kurtulursak ne bulacağız ? Birde öbür yönden soralım, insanmerkezci ve insanbiçimci insanbilim olmayacaksa yada insancıl ve insansal insan ilimleri bulunmayacaksa geriye ne kalacak ? Hiçbir şey yoksa, bu alçak oyun ve aldatıcı eğlenceden nasıl kurtulacağız ? Bu yakıcı sorularla kalbinizi kaynatmamak ve dondurucu sorularla beyninizi zonklatmamak için siyasetten ticarete, sefahetten felsefeye kadar çeşitli içkiler kullanarak bu neticelerden kurtulabiliriz. Acaba dini afyon olarak suçlayanlar, acaba kendilerinin şarablarına ne buyuracaklar. Fennin ve ticaretin, felsefenin ve siyasetin humarından kurtulurlarsa şunu görecekler ki o afyon onları sadece “dünya”larını kaybettirmiş, kendilerinin şarabı ise onları ebedi “ukba”larını yitirtmiştir. Belki dünyalarını berbat etmiştir. Fakat bu demek değildir ki din ve fen, felsefe ve sanat illa insanı uyuşturacak. Eğer fen ve din, hikmet ve sanat asli ve mahz yapılarına kavuşturulursa, ilaç gibi yerinde ve ölçülü kullanılırsa, insana uyuşturup zararlı olmaz, belki insana şifa verip yararlı olurlar. İşte sürekli ölçüyü ve mizanı, kuralı ve kıstı arayan yöntembilim, bu yolu açarak unutturan ve uyuşturan geçici çözümlerden kurtulmaya çalışır. Bunun için insan olmanın koşulu olan doğruyu, gerçeği, iyiyi ve güzeli etkini ve içten olarak aramanın tanımak için kanıtlı olarak bilimsel düşünmeye, bilmek için ilkeli olarak özgür düşünmeye ve hoşnudluk için boş vermeden hoşgörülü düşünmeye çaba sarf etmeliyiz ve bu çalışmada verimli bir sonuç için düşüncenin disipline edilmesini önerir ve yöntembilimi salık veririz.

Diğer taraftan insanın bencililiği ve çıkarcılığı ile saptırılmış bu görüşleri doğuran saik ve şartların araştırılıp sözde felsefe ile bozulmuş din arasında yapılan savaşların artık geçerli olmadığını görmek ve yanlışın yanlışla çarpımından çıkan yarı-doğru görüşlerin evrenselliğini yitirdiğini ve eskidiğinin anlaşılması lazımdır. Fencilerin solu tutup dünya kurtarmak için, dincilerin sağı tutup ukbayı kurtarmak uğruna, insanı bir o yana bir bu yana yaslamalarının bir yararı olmadığını anlamamız, yarım bilim ve akide ile ve yarım hukuk ve ahlak ile bütünü yakalamaya çalışmalarının bir sonuç vermediğini görmemiz lazımdır. 

Ayrıca bu görüşlerin yanında yada karşısındaki diğer kuramların değeri hakkında beklediğimiz bilimsel kanıyı bize en iyi şekilde verebilecek, insanı konusunun "objesi" haline getiren "insanbilim" olacaktır. Böylece her şeyi bir ilim konusu haline getiren insanın kendisini da müstakil bir ilim konusu haline getirmesi ve böyle bir ilme diğer ilimlerin destek vermesiyle ortaya çıkan olumlu sonuç, insanın kendisin değil doğruya ve gerçeğe önem ve değer vermesi demek olur ki ancak bu sayede insan kendini övmek ve başkalarını yermek illetinden kurtularak uyumlu bir dünyanın ve dengeli bir toplumun kapısını da açar. 

DİYAGONAL (*) / ÇAPRAZ EKSENLER  Şimdi koordinatların dik eksenlerinin oluşturduğu bölgelere adreslediğimiz bu bilimlerimizi ve bölümlemeleri; bu alanları ve etkinliklerimizi DİYAGONOL (*) çapraz eksenlere yani aksanlara göre antileyerek guruplarsak; [SOL AKS] DA: nar ve ziya 1+1:2

kırmızı ve siyah bölgenin birlikteliğinden bilgilerin

KARANLIK ÇEYREKLER, [SAĞ AKS] DA: nur ve sırr 1+1:2

yeşil ve beyaz bölgelerin guruplaşmasından değerlerin

AYDINLIK ÇEYREKLER oluşur: TÜM KARE VE KÜRE: 2 * 2 : 4 (4444)

İnsanın hayatı ve şuurunun işlev ve sonuçları olan

Doğrudan ve dolaylı ışığın; maddi ve manevi parlaklığın;

göz ve gönül görüsünün ve aklı kavram/bilgilerin ve kalbi inanç/değerlerin,

tanımı ve ilişkilerini açıklamayı

sonraya bırakarak burada nesnel bir vakıayı belirtmek gerekiyor:

Biz şemanın bu çapraz akslarını (verev eksenlerini) aydınlık ve karanlık diye terimlendirirken, inanç ve prensibimizi hak ve hakikat gördüğümüz dini yaklaşımdan yola çıkmadık. Buradaki yeşil ve beyaz renklerin parlaklığı; "aydınlık" ve kırmızı ve siyah renklerin donukluğu; "karanlık" olarak tanımlanmıştır.

Kişisel inancım açısından elbette DİN (Kitap ve Sünnet) VE SANAT (Ahlak ve Hüsn), FEN (Marifet ve Zanaat) ve FELSEFE (Usul ve Hikmet:İlm-i insan ve Kainat) ye göre üstün, parlak ve aydınlıktır. Hak ve hakikat olan sabit ve daimi Kemal ve hayr, hadise ve haberdeki cemali ve celali hüsn ve ihsan elbette zıtları olan kusur ve noksanlıklardan yüksek ve üstündürler.

Ancak burada karanlık ve aşağıda olmak ; kötülüğü ve alçaklığı anlatmaz: Keza aydınlıkta ve yüksekte olmak da iyiliği ve yüceliği ifade etmez. Sadece karanlık; kapalılığı ve belirsizliği simgeler. Aydınlık da; açıklığı ve belirliliği remzeder.

Fakat alt ve üst dil mes'elesinde görüleceği gibi insan ve evren birbirine göre dinamik bir şekilde hem kab olan ZARF (Kuşatan-dışyüz) hem de içerik bulunan MAZRUF (Kuşatılan-içyüz) olacağından bu ontik gerçek karşısında iç ve dış yüzden bakışa göre epistemik bakımdan sağ ve sol aksın aydınlık ve karanlık yani açıklık ve kapalılık özellikleri kesin olmayıp yer değiştirirler. Soyut ve tümel yöntembilim konularını böyle biçimsel ve lojik olarak ele aldığından ve sistematik bir içerik ve somut bir öğe dolgusu taşımadığından elbette kavram donukluğuna ve düşünce durgunluğuna yer vermeyecektir. 

Ancak tekil varlık ve olayların zenginliğini ve öznel görüş ve yaşamın değişkenliğini bırakarak yansız ve nesnel olarak gerçeği yakalamaya çalışan yöntembilim için,

  • ideolojik yanlılık veya ilmi yaklaşımın tek taraflılığına tutularak eleştirilmek;
  • bilgi kaynaklarını işleyen insan ve evren bilimlerindeki deneme ve yanılmalarınden etkilenmek;
  • sistematik öğretilerinin değişme ve gelişme yasası ile dönüşmek;
  • bunlara bağlı olarak etkinliklerin geçici başarı ve sonuçlarıyla eskimek,
söz konusu olmayacaktır.
  • Bu dört kare ve dörtgenin, 
  • bu çar çihar ve çerçevenin, 
  • bu rab’ia rub ve murabbanın,
  • bu Quatre kadro ve kadranın 
karşılıklı birbirine zıt ve tamamlayıcı alanlardan oluşturduğu görülebilir. 

Bu (+)lar, (-)ler ile bütünleşdiği gibi problematik alan(?), hipotetik alanla(%), keza entegral alan (#), kategorik alanla(!) bütünleşmektedir.

Bu bütünleşmeyi , ayrıntılı açıklamasını yöntembilime bırakıp sadece şemasını sunduğumuz ikinci tablo ile göstergelediğimizi sanıyoruz. Biz yaptığımız bu kurgulamanın değişmez ve yöntembilimle elde edilen bu sistematiğin kesin olduğunu ileri sürmüyoruz.. Çünkü başkası eleştirmeden kendimiz sürekli değiştirerek düzeltiyoruz. En son yaptığımız doğru sandığımız bir dolguyu bir başkası ile tartışırken düzeltebiliriz. Gerçeğin birliğini ve doğrunun bütünlüğünü yakalamak için yaptığımız bu denemeyi, tartışmak ve eleştirilmek için değiştirilmek ve düzeltilmek amacıyla., okuyucunun inceleme ve eleştirisiyle değerlendirme ve denetlemesine açmak istedik.

Bu bütünleşen tüm sahifenin tam ortasındaki merkez nokta, yöntembilimin orijin-sentrik (O-0) yeridir. Burası, o ve sıfır noktası insanbilim ile evrenbilim, hukuk ile bilim arasında kalan yani hem yukarıdaki ortogonal (+) dik eksenlerin hem buradaki diyagonol (*) verev aksanların kesişme noktasıdır.

Merkezdeki "yöntembilim"in,

koordinatik MANTIKİ objektivitesinin

alanları, yönleri ve yolları belirleyen

sentrik (özek) sabitesi ile BİLGİMİZİ disipline ederek genişletmek;

periferik (çeper) tekamülde 

asli ve mahz yapı ve fonksiyonlu 

fen, felsefe, sanat ve dinin

hiyerarsişk MEŞİETİ aktivitesi sayesinde İNANCIMIZI yükseltmek,

..................................................................................

her halde bizi daha doğruya daha gerçeğe götürecektir.

..................................................................................

Daha ilerlersek bu doğru ve gerçek bizi Eflatun gibi

BİRLİK VE İYİLİK

ideasına ulaştıracaktır. Bu noktadan sonra yöntembilimin ortaya koyacağı başka bir kavram yoktur.

Yöntembilim,

ben, evren, tanrı gibi kavramların içeriklerini belirlemek için sadece biçimsel bir araçtır. Yöntembilimin bu işi, özgür aklı ve özerk vicdanı kullanan her bir insanın 

fen ve din etkinliğine ve içtenliğine bırakır.

Ancak bu işi yaparken; 

varlık,bilgi, değer gibi soyut

özdeşlik, özgürlük gibi içkin

doğa, döne gibi aşkın

zaman, mekan gibi nesnel

gaye, mana gibi kimsel

gibi biçimsel kavramların tanımlanması ve belirlenmesine çalışır.

Ancak bu kavramların iyice aydınlanması ve seçikçe açıklanması sonucunda

Yüce Allah'a imana ve Bengin Ahirete itikada

götürebilmesi için "hidayet" gözünün açılması gerekmektedir.

Çünkü:

Görmek için sadece fizik nesne ve ışık yetmez fizyolojik beyin ve göz de lazımdır.

Bilmek için realitenin tecrübe verisi yetmez rasyonalitenin akıl ilkesi de gerekir.

Anlamak için kevnin sentaktik gözlemi yetmez insin semantik yorumu da icab eder.

Düşünmek için, induktif veri toplamak yetmez, deduktif bağlamak da lazımdır. 

İmanIN DOĞMASI için de: tek başına görmenin gerçeğini sorun yapan, bilginin doğrusunu soran hayatın anlamın sorgulayan ve ölümün amacını soruşturan Insanin cüz’İ IstemesI’nİN BAŞLATMASI yetmez, onun cüzi beşeri iradesini tamamlayan külli İLAHİ İRADENİN İSTEMESİ DE gereklidir.

Zorla güzellik olmaz. Karşılıklı rıza lazımdır. Şu da var ki insanın üzerine düşeni yaparak bu yolda gayret ve himmetini sarfetmesi lazımdır, çaba ve gücünü kullanması gerekir. İnsanın varoluş nedeni ve beşerin özü budur. Ama ne yazık ki hayatın sadık ve halis bir tavır ile düşünce birliğini ve davranış bütünlüğünü kuramayan pek çok insan Hak hükme ulaşacak bu tevhid, teslim ve külliyyetten mahrumdur. Belki bizde böyleyizdir. Yüce Yaradan bizi ve sizi bu yoksulluğun en yabanisi olan bu iyilik ve güzelliğe olan istenç yoksunluğu ile doğru ve gerçeğe olan edim yokluğundan kurtararak varlığına ve birliğine ulaştırıp yarlıgasın. Amin.